<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[SirFm - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.sirfm.net/forum//</link>
		<description><![CDATA[SirFm - http://www.sirfm.net/forum/]]></description>
		<pubDate>Wed, 07 Jan 2009 15:27:17 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Soykırım Yapmadık, Vatan Kurtardık...]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3827</link>
			<pubDate>Fri, 19 Dec 2008 00:19:47 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3827</guid>
			<description><![CDATA[Soykırım Yapmadık, Vatan Kurtardık. Özür Dilemiyoruz...<br />
Kendilerini &#8220;aydın&#8221; olarak niteleyen ancak kesinlikle Türk bayrağının dalgalandığı bütün yurt topraklarında yaşayan hiçbir insanımızı temsil etmeyen bu şahısların &#8220;Özür Diliyoruz&#8221; adı altında başlattığı kampanyayı nefretle kınıyoruz. <br />
Destek vermek için:<br />
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Soykırım Yapmadık, Vatan Kurtardık. Özür Dilemiyoruz...<br />
Kendilerini &#8220;aydın&#8221; olarak niteleyen ancak kesinlikle Türk bayrağının dalgalandığı bütün yurt topraklarında yaşayan hiçbir insanımızı temsil etmeyen bu şahısların &#8220;Özür Diliyoruz&#8221; adı altında başlattığı kampanyayı nefretle kınıyoruz. <br />
Destek vermek için:<br />
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bangkok Dangerous(Zor Karar) Şu An Vizyonda]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3826</link>
			<pubDate>Thu, 13 Nov 2008 14:21:37 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3826</guid>
			<description><![CDATA[Film Bilgisi: <br />
<br />
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun. <br />
<br />
<br />
İzlemek İçin: <br />
<br />
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Film Bilgisi: <br />
<br />
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun. <br />
<br />
<br />
İzlemek İçin: <br />
<br />
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Death Race(Ölüm Yarışı) Şu An Vizyonda]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3825</link>
			<pubDate>Thu, 13 Nov 2008 14:09:12 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3825</guid>
			<description><![CDATA[Film Bilgisi:<br />
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.<br />
 <br />
İzlemek İçin:<br />
Ölüm Yarışı Part 1: <br />
<br />
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun. <br />
<br />
Ölüm Yarışı Part 2: <br />
<br />
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Film Bilgisi:<br />
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.<br />
 <br />
İzlemek İçin:<br />
Ölüm Yarışı Part 1: <br />
<br />
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun. <br />
<br />
Ölüm Yarışı Part 2: <br />
<br />
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[kısa şiirler4]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3824</link>
			<pubDate>Sun, 26 Oct 2008 00:55:44 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3824</guid>
			<description><![CDATA[[LEFT]Yaradır icimi kanatan, sahte sözlerindir bagrımı yakan[/LEFT][LEFT]Senin özlemindir beni derbeder eden, ben bende degilim[/LEFT][LEFT]Yaşamanın ne anlamı varki sana dokunamıyorsam[/LEFT][LEFT]Sana her ihtiyac duydugumda yanimda yoksan [/LEFT][LEFT]Anla beni be vijdansız seni kendimden [/LEFT][LEFT]Seni senden daha çok seviyorum sen icimde yanan sevda limanımsın...[/LEFT][LEFT][/LEFT][LEFT][/LEFT][LEFT][/LEFT][LEFT] [/LEFT][LEFT]Zeytun EGRİN[/LEFT]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[LEFT]Yaradır icimi kanatan, sahte sözlerindir bagrımı yakan[/LEFT][LEFT]Senin özlemindir beni derbeder eden, ben bende degilim[/LEFT][LEFT]Yaşamanın ne anlamı varki sana dokunamıyorsam[/LEFT][LEFT]Sana her ihtiyac duydugumda yanimda yoksan [/LEFT][LEFT]Anla beni be vijdansız seni kendimden [/LEFT][LEFT]Seni senden daha çok seviyorum sen icimde yanan sevda limanımsın...[/LEFT][LEFT][/LEFT][LEFT][/LEFT][LEFT][/LEFT][LEFT] [/LEFT][LEFT]Zeytun EGRİN[/LEFT]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[kısa siirler3]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3822</link>
			<pubDate>Sun, 26 Oct 2008 00:47:10 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3822</guid>
			<description><![CDATA[Uzun yollar vardır ulaşilmayacak <br />
Kacmak istediginde yürümeni engelleyecek<br />
Dikenler vardır...<br />
 <br />
Sende benim hayatıma<br />
Böle bir engelsin <br />
Yakında olup sana uzanamamak<br />
 <br />
Sevdamı söyleyememek beni kahrediyor<br />
Ahh bide seni unutarak... <br />
Bu engelleri aşabilsem bir yapabilsem...<br />
 <br />
Zeytun EGRİN]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Uzun yollar vardır ulaşilmayacak <br />
Kacmak istediginde yürümeni engelleyecek<br />
Dikenler vardır...<br />
 <br />
Sende benim hayatıma<br />
Böle bir engelsin <br />
Yakında olup sana uzanamamak<br />
 <br />
Sevdamı söyleyememek beni kahrediyor<br />
Ahh bide seni unutarak... <br />
Bu engelleri aşabilsem bir yapabilsem...<br />
 <br />
Zeytun EGRİN]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[kısa siirler2]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3821</link>
			<pubDate>Sun, 26 Oct 2008 00:41:26 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3821</guid>
			<description><![CDATA[Sevmek ölüm getirecekse ölmeye razıyım<br />
Ama sevdigim serefsizse ben neyleyim cane<br />
Benimde yazgımmış bir serefsize gönül vermek<br />
Neyleyim gulum talihsiz kaderim buldu beni<br />
 <br />
Zeytun ERGİN]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sevmek ölüm getirecekse ölmeye razıyım<br />
Ama sevdigim serefsizse ben neyleyim cane<br />
Benimde yazgımmış bir serefsize gönül vermek<br />
Neyleyim gulum talihsiz kaderim buldu beni<br />
 <br />
Zeytun ERGİN]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[kısa Şiirler1]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3820</link>
			<pubDate>Sun, 26 Oct 2008 00:35:57 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3820</guid>
			<description><![CDATA[[LEFT]Yanlizlik hanceri kalbime bir mızrak gibi saplandı <br />
[LEFT]sensizligin tesellisini gözyaşlarımla aradım <br />
[LEFT]İçimde açtın yarayı yine senle kapatmaya çalişiyorum <br />
[LEFT]Biliyorum boşuna çabam ben seni silecek olsaydım[/LEFT][LEFT]Yıllar önce içimden söküp atardım VEFASIZIM[/LEFT]<br />
[LEFT][/LEFT]<br />
[LEFT][/LEFT]ZEYTUN EGRİN<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[LEFT]Yanlizlik hanceri kalbime bir mızrak gibi saplandı <br />
[LEFT]sensizligin tesellisini gözyaşlarımla aradım <br />
[LEFT]İçimde açtın yarayı yine senle kapatmaya çalişiyorum <br />
[LEFT]Biliyorum boşuna çabam ben seni silecek olsaydım[/LEFT][LEFT]Yıllar önce içimden söküp atardım VEFASIZIM[/LEFT]<br />
[LEFT][/LEFT]<br />
[LEFT][/LEFT]ZEYTUN EGRİN<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KİN...]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3819</link>
			<pubDate>Sun, 19 Oct 2008 01:02:39 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3819</guid>
			<description><![CDATA[[CENTER][/CENTER][CENTER]Kalbte yerleşen, öç almaya yönelik şiddetli düşmanlık. Arapça'da hıkd, gıll ve bağdâ gibi kelimelerle karşılanır. Kin tutmak, kin beslemek, kin gütmek, kin bağlamak gibi deyimler düşmanlık duygusunun kalbte yerleştiğini ve süreklilik gösterdığını dile getirir.<br />
<br />
Kin, kötü ahlâka ait niteliklerdendir. Bu nedenle İslam'ın onaylamadığı, ortadan kaldırmayı amaçladığı huylardandır. Karşıtı olan bağışlama (af) ise güzel ahlâkın niteliklerindendir; Islâm tarafından teşvik edilen davranışlar arasında yer alır. Kin kötü bir duygu ve huy olduğu kadar birçok kötü tutum ve davranışın da başlıca nedenidir.<br />
<br />
Kur'an'a göre kinin başlıca kaynağı sapkınlık ve azgınlıktır. Bu nedenle öncelikle kâfirlere özgü bir niteliktir. Hristiyanlara ilişkin bir âyette bu ilişki şöyle açıklanır: "Biz Hristiyanız diyenlerin de sözünü almıştık, ama uyarıldıkları şeyden pay almayı unuttular. Bu yüzden Kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin (bağda') saldık. Yakında Allah onlara bu yaptıklarını haber verecektir." (el-Mâide, 5/14). Yahudiler de sapkınlık ve azgınlıkları yüzünden düşmanlık ve kine salınmışlardır: "Andolsun, Rabbinden sana indirilen onların (Yahudilerin) çoğunun azgınlığını ve küfrunü artıracaktır. Biz onların aralarına ta Kıyamet'e kadar düşmanlık ve kin atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. (Onlar) yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah da bozguncuları sevmez" (el-Mâide, 5/64). Içlerindeki düşmanlık ve kin yalnız kendileri arasında etkili olmakla kalmamakta, müslümanlara da yönelmekte ve zarar vermektedir. Bu nedenle Müslümanlar ilişkilerinde dikkatli olmalıdırlar: "Ey iman edenler, kendinizden başkasını kendinize dost edinmeyin; onlar sizi ifsat etmekten geri durmazlar. Size sıkıntı verecek şeyleri isterler. Onların ağızlarından öfke taşmaktadır. Göğüslerinde sakladıkları (kin) ise daha büyüktür " (Alu Imrân, 3/118).<br />
<br />
Kin, küfür ve azgınlıkla olduğu kadar isyan ve itaattan çıkmakla da bağlantılıdır. Allah'a itaat eden, hayatlarını O'nun emir ve yasakları doğrultusunda düzenleyen mü'minler doğal olarak kin ve benzeri duygulardan korunacaklar, uzak olacaklardır. Kur'an, mü'minleri bu konuda uyararak şeytanın oyununa gelmemeleri konusunda uyarır: "Şeytan, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak istiyor. Artık (bunlardan) vaz geçtiniz değil mi?" (el-Mâide, 5/98). Allah'ın koyduğu kurallara uygun hareket eden mü'minler, itaatlarının ödülü olarak Cennet'e konulacaklardır. Cennetteki mü'minler tanımlanırken onların kin ve nefretten arındırılmış oldukları belirtilir: "Onların göğüslerindeki kini çıkarıp atmışızdır; (hepsi) kardeşler olarak köşkler üzerinde karşı karşıya oturur" (el-Hicr, 15/47). Aynı olgu diğer bir yerde de şöyle dile getirilir: "Göğüslerinden kinden ne varsa hepsini çıkarıp atmışızdır. Altlarından ırmaklar akmaktadır" (el-A'raf, 7/43). Mü'minlerin bu durumu, onların bu dünyadaki durumlarının doğal sonucudur. Başka bir deyişle mü'minler dünyada düşmanlık ve kin duyguları ile bunların nedenlerinden ve yol açtığı kötülüklerden, uzak oldukları gibi Cennet'te de uzaktırlar.<br />
<br />
Kin duygusunun psikolojik nedenlerini inceleyen Islâm ahlâkçılarına göre yapılan bir kötülüğe karşı koyamamanın, intikam alamamanın yol açtığı öfke kalbe yerleşerek gizli bir düşmanlık duygusuna, kine dönüşür. Bu nedenle kinin başlıca ruhsal kaynağı öfke ve intikam hırsıdır. Kin birçok ruhsal ve ahlâki hastalıkların da kaynağıdır. Bunların başlıcaları hased, ilişkileri kesmek, aşağılamaya çalışmak, gıybet, sırları açıklamak, çeşitli biçimlerde eziyetler yapmak, borç ve benzeri hakları yerine getirmemek, felaketlere sevinmektir. Bunların tümü haram olan ve insanı yüksek ahlâkî niteliklerden uzaklaştıran davranış ve huylardır.<br />
<br />
Hz. Peygamber (s.a.s), birçok hadisinde mü'minlerin kinden uzak olmaları gerektiğini belirtir. "Mü'min kin tutmaz" buyuran Hz. peygamber (s.a.s) bir başka hadisinde kin tutmamayı hayırlı insanların nitelikleri arasında sayar. Bu hadise göre, insanların hayırlısının kim olduğu yolundaki soruya "Kalbleri mahmum olan herkes" diye cevap veren Hz. Peygamber (s.a.s), kalbi mahmum olanları "muttaki olanlar, kin ve hasetten temiz olanlar" biçiminde tanımlamıştır (Ibn Mace). Hz. Peygamber (s.a.s), Hz. Aişe (r. anha)'ya verdiği bir öğütte de Allah'a "kalbinin kinini gidermesi ve fitne sapıklıklarından koruması" şeklinde dua etmesini buyurur.<br />
<br />
Kur'an mü'minleri kin ve benzeri kötü huylara karşı uyarır, onları kinin zıddı olan bağışlayıcılığa yönlendirir. Hz. Ebû Bekir'in, Hz. Aişe'ye atılan iftiraya katılan akrabalarından Mıstah'a bir daha yardım etmeyeceğine yemin etmesi üzerine gelen âyette bağışlamanın önem ve üstünlüğüne dikkat çekilerek şöyle buyrulur: "Sizden fazilet ve servet sahibi kimseler, yakınlığı bulunanlara, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere birşey vermemeye yemin etmesinler, affetsinler, geçsinler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz?" (en-Nur, 24/22). Diğer bir âyette de cahillere uyulmaması, af yolunun tutulması emredilir (el-A'raf, 7/199). Bağışlama takvaya daha yakın olan bir davranıştır: "Sizin affetmeniz takvaya daha yakındır" (el-Bakara, 2/237). Hz. Peygamber (s.a.s) de bağışlamayı üstün ahlâkın üç niteliği arasında sayar: "Ey Ukbe, dikkat et, sana dünya ve âhiret ehlının en üstün ahlâkından haber vereyim. Gelmeyene gitmen, vermeyene vermen ve sana kötülük edeni bağışlamandır" (Ibn Ebi'd-Dünya).[/CENTER]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[CENTER][/CENTER][CENTER]Kalbte yerleşen, öç almaya yönelik şiddetli düşmanlık. Arapça'da hıkd, gıll ve bağdâ gibi kelimelerle karşılanır. Kin tutmak, kin beslemek, kin gütmek, kin bağlamak gibi deyimler düşmanlık duygusunun kalbte yerleştiğini ve süreklilik gösterdığını dile getirir.<br />
<br />
Kin, kötü ahlâka ait niteliklerdendir. Bu nedenle İslam'ın onaylamadığı, ortadan kaldırmayı amaçladığı huylardandır. Karşıtı olan bağışlama (af) ise güzel ahlâkın niteliklerindendir; Islâm tarafından teşvik edilen davranışlar arasında yer alır. Kin kötü bir duygu ve huy olduğu kadar birçok kötü tutum ve davranışın da başlıca nedenidir.<br />
<br />
Kur'an'a göre kinin başlıca kaynağı sapkınlık ve azgınlıktır. Bu nedenle öncelikle kâfirlere özgü bir niteliktir. Hristiyanlara ilişkin bir âyette bu ilişki şöyle açıklanır: "Biz Hristiyanız diyenlerin de sözünü almıştık, ama uyarıldıkları şeyden pay almayı unuttular. Bu yüzden Kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin (bağda') saldık. Yakında Allah onlara bu yaptıklarını haber verecektir." (el-Mâide, 5/14). Yahudiler de sapkınlık ve azgınlıkları yüzünden düşmanlık ve kine salınmışlardır: "Andolsun, Rabbinden sana indirilen onların (Yahudilerin) çoğunun azgınlığını ve küfrunü artıracaktır. Biz onların aralarına ta Kıyamet'e kadar düşmanlık ve kin atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. (Onlar) yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah da bozguncuları sevmez" (el-Mâide, 5/64). Içlerindeki düşmanlık ve kin yalnız kendileri arasında etkili olmakla kalmamakta, müslümanlara da yönelmekte ve zarar vermektedir. Bu nedenle Müslümanlar ilişkilerinde dikkatli olmalıdırlar: "Ey iman edenler, kendinizden başkasını kendinize dost edinmeyin; onlar sizi ifsat etmekten geri durmazlar. Size sıkıntı verecek şeyleri isterler. Onların ağızlarından öfke taşmaktadır. Göğüslerinde sakladıkları (kin) ise daha büyüktür " (Alu Imrân, 3/118).<br />
<br />
Kin, küfür ve azgınlıkla olduğu kadar isyan ve itaattan çıkmakla da bağlantılıdır. Allah'a itaat eden, hayatlarını O'nun emir ve yasakları doğrultusunda düzenleyen mü'minler doğal olarak kin ve benzeri duygulardan korunacaklar, uzak olacaklardır. Kur'an, mü'minleri bu konuda uyararak şeytanın oyununa gelmemeleri konusunda uyarır: "Şeytan, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak istiyor. Artık (bunlardan) vaz geçtiniz değil mi?" (el-Mâide, 5/98). Allah'ın koyduğu kurallara uygun hareket eden mü'minler, itaatlarının ödülü olarak Cennet'e konulacaklardır. Cennetteki mü'minler tanımlanırken onların kin ve nefretten arındırılmış oldukları belirtilir: "Onların göğüslerindeki kini çıkarıp atmışızdır; (hepsi) kardeşler olarak köşkler üzerinde karşı karşıya oturur" (el-Hicr, 15/47). Aynı olgu diğer bir yerde de şöyle dile getirilir: "Göğüslerinden kinden ne varsa hepsini çıkarıp atmışızdır. Altlarından ırmaklar akmaktadır" (el-A'raf, 7/43). Mü'minlerin bu durumu, onların bu dünyadaki durumlarının doğal sonucudur. Başka bir deyişle mü'minler dünyada düşmanlık ve kin duyguları ile bunların nedenlerinden ve yol açtığı kötülüklerden, uzak oldukları gibi Cennet'te de uzaktırlar.<br />
<br />
Kin duygusunun psikolojik nedenlerini inceleyen Islâm ahlâkçılarına göre yapılan bir kötülüğe karşı koyamamanın, intikam alamamanın yol açtığı öfke kalbe yerleşerek gizli bir düşmanlık duygusuna, kine dönüşür. Bu nedenle kinin başlıca ruhsal kaynağı öfke ve intikam hırsıdır. Kin birçok ruhsal ve ahlâki hastalıkların da kaynağıdır. Bunların başlıcaları hased, ilişkileri kesmek, aşağılamaya çalışmak, gıybet, sırları açıklamak, çeşitli biçimlerde eziyetler yapmak, borç ve benzeri hakları yerine getirmemek, felaketlere sevinmektir. Bunların tümü haram olan ve insanı yüksek ahlâkî niteliklerden uzaklaştıran davranış ve huylardır.<br />
<br />
Hz. Peygamber (s.a.s), birçok hadisinde mü'minlerin kinden uzak olmaları gerektiğini belirtir. "Mü'min kin tutmaz" buyuran Hz. peygamber (s.a.s) bir başka hadisinde kin tutmamayı hayırlı insanların nitelikleri arasında sayar. Bu hadise göre, insanların hayırlısının kim olduğu yolundaki soruya "Kalbleri mahmum olan herkes" diye cevap veren Hz. Peygamber (s.a.s), kalbi mahmum olanları "muttaki olanlar, kin ve hasetten temiz olanlar" biçiminde tanımlamıştır (Ibn Mace). Hz. Peygamber (s.a.s), Hz. Aişe (r. anha)'ya verdiği bir öğütte de Allah'a "kalbinin kinini gidermesi ve fitne sapıklıklarından koruması" şeklinde dua etmesini buyurur.<br />
<br />
Kur'an mü'minleri kin ve benzeri kötü huylara karşı uyarır, onları kinin zıddı olan bağışlayıcılığa yönlendirir. Hz. Ebû Bekir'in, Hz. Aişe'ye atılan iftiraya katılan akrabalarından Mıstah'a bir daha yardım etmeyeceğine yemin etmesi üzerine gelen âyette bağışlamanın önem ve üstünlüğüne dikkat çekilerek şöyle buyrulur: "Sizden fazilet ve servet sahibi kimseler, yakınlığı bulunanlara, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere birşey vermemeye yemin etmesinler, affetsinler, geçsinler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz?" (en-Nur, 24/22). Diğer bir âyette de cahillere uyulmaması, af yolunun tutulması emredilir (el-A'raf, 7/199). Bağışlama takvaya daha yakın olan bir davranıştır: "Sizin affetmeniz takvaya daha yakındır" (el-Bakara, 2/237). Hz. Peygamber (s.a.s) de bağışlamayı üstün ahlâkın üç niteliği arasında sayar: "Ey Ukbe, dikkat et, sana dünya ve âhiret ehlının en üstün ahlâkından haber vereyim. Gelmeyene gitmen, vermeyene vermen ve sana kötülük edeni bağışlamandır" (Ibn Ebi'd-Dünya).[/CENTER]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünya için çalışmak...!!!]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3818</link>
			<pubDate>Sun, 19 Oct 2008 01:00:01 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3818</guid>
			<description><![CDATA[[CENTER][/CENTER]<br />
Suâl: Bir hadîs-i şerîfte, "Dünyaya, burada kalacağınız kadar, âhırete de, orada kalacağınız kadar çalışınız!" buyuruluyor. Ne kadar büyük olursa olsun, bir sayının sonsuzun yanındaki değeri sıfır kabûl edildiğine göre, dünya için hiç çalışmamak gerekmez mi?<br />
Cevap: Dinimiz, dünyaya da, âhırete de çalışmayı emretmektedir. Kur'ân-ı kerîmde meâlen (Dünyadan da nasibini unutma!) buyuruluyor. [Kasas 77]<br />
<br />
Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:<br />
<br />
(Dünyanızı ıslâha, düzeltmeye çalışınız! Yarın ölecekmiş gibi de âhıret için amel ediniz!) [Deylemî]<br />
<br />
(Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de âhıret için çalışınız!) [İbni Asâkir]<br />
<br />
(Sizin hayırlınız, âhıreti için dünyasını, dünyası için âhıretini terk etmiyen ve insanlara yük olmıyandır.) [Deylemî]<br />
<br />
Dünya Binektir<br />
<br />
İmâm-ı Mâverdi hazretleri buyuruyor ki:<br />
<br />
Dünya çalışma yeridir. Hadîs-i şerîfte, (Dünya ne güzel binektir. Ona binin ki, sizi âhırete kavuştursun!) buyuruluyor. Dünya mutlak ma'nâda kötü değildir. Âhıret azığını hazırlıyanlar için servet yurdudur. İbrâhim aleyhisselâm, (Yâ Rabbî ne zamana kadar daha dünyayı takip edeceğim.) dediği zaman Allahü teâlâ buyurdu ki:<br />
<br />
(Yâ İbrâhim, böyle konuşma! Çoluk çocuğunun nafakası için çalışmak dünya talebi değil ki ondan şikâyet edilsin!) [Edeb-üd-dünya]<br />
<br />
Dünya bir âlet, bir vâsıtadır. Bu vâsıtayı iyi yolda kullanan kazanır, kötü yolda kullanan kaybeder. Meselâ size yeni, güzel bir araba veriyorlar. (Bu araba ile, şu kadar zamanda şu karşıdaki köprüyü geçerseniz, kurtuluşa ereceksiniz.) deniyor. Siz de, arabaya bakıp (Ne kadar da güzelmiş.) diyerek onu sevmekle meşgûl olur, verilen zaman içinde karşıya geçmezseniz, düşman gelir, sizi kıskıvrak yakalar, köprüyü geçemezsiniz. Bu vâsıta, yolcuları sahile çıkaran bir gemi de olabilir. Bu vâsıtaya zamanında binip gitmiyen kurtulamaz. Dinimiz bu vâsıtayı, kötülememiştir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:<br />
<br />
(Dünya, âhıretin tarlasıdır.) [Deylemî]<br />
<br />
(Dünya, âhıretin köprüsüdür.) [Deylemî]<br />
<br />
(Allah rızâsını kazanmak, âhıret azığını temin etmek için, dünya ne güzel yerdir. Allah rızâsını kazanmıyan, âhıret azığını temin etmiyen için de, dünya ne kötü yerdir. Bir kimse, "Allah dünyayı rezil etsin!" derse, dünya da ona, "Hangimiz Rabbimize âsî oluyorsa, Allah onu rezil etsin!" der.) [Hâkim, İbni Lâl]<br />
<br />
(Dünyaya sövmeyin; çünkü mü'min için ne güzel bir binektir. Hayra onunla erişilir, şerden onunla kurtulunur.) [Deylemî, İbni Neccâr]<br />
<br />
Dünya Sevgisi<br />
<br />
Dinimiz, bu bineğin sevgisini kötülemiştir. Yâni "Binek ne güzelmiş." diyerek, onunla meşgûl olup hedefe varmamak kötülenmiştir. Nitekim, hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:<br />
<br />
(Dünya sevgisi bütün günâhların başıdır.) [Beyhekî, İbni Ebiddünya]<br />
<br />
Demek ki, bineği sevmekle meşgûl olmayıp, binip bir ân önce saâdet diyârına gitmeye çalışmalıdır!<br />
<br />
Bizi maksadımıza ulaştıran bineğin iyi, sağlam olması istenir. Onun için Allahın bize verdiği âkıl, sağlık, mal gibi ni'metleri yerinde kullanmalıdır! Cenâb-ı Hak, dünya saâdetini de istememizi emrediyor. (Ey Rabbimiz, bize dünyada da âhırette de güzellik ver!) diye duâ etmemizi istiyor. (Bekara 201)<br />
<br />
Hadîs-i kudsîde de buyuruldu ki:<br />
<br />
(Hak teâlâ buyurdu ki, "Ey dünya, bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet eden de senin hizmetçin olsun.") [Ebû Nuaym]<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[CENTER][/CENTER]<br />
Suâl: Bir hadîs-i şerîfte, "Dünyaya, burada kalacağınız kadar, âhırete de, orada kalacağınız kadar çalışınız!" buyuruluyor. Ne kadar büyük olursa olsun, bir sayının sonsuzun yanındaki değeri sıfır kabûl edildiğine göre, dünya için hiç çalışmamak gerekmez mi?<br />
Cevap: Dinimiz, dünyaya da, âhırete de çalışmayı emretmektedir. Kur'ân-ı kerîmde meâlen (Dünyadan da nasibini unutma!) buyuruluyor. [Kasas 77]<br />
<br />
Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:<br />
<br />
(Dünyanızı ıslâha, düzeltmeye çalışınız! Yarın ölecekmiş gibi de âhıret için amel ediniz!) [Deylemî]<br />
<br />
(Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de âhıret için çalışınız!) [İbni Asâkir]<br />
<br />
(Sizin hayırlınız, âhıreti için dünyasını, dünyası için âhıretini terk etmiyen ve insanlara yük olmıyandır.) [Deylemî]<br />
<br />
Dünya Binektir<br />
<br />
İmâm-ı Mâverdi hazretleri buyuruyor ki:<br />
<br />
Dünya çalışma yeridir. Hadîs-i şerîfte, (Dünya ne güzel binektir. Ona binin ki, sizi âhırete kavuştursun!) buyuruluyor. Dünya mutlak ma'nâda kötü değildir. Âhıret azığını hazırlıyanlar için servet yurdudur. İbrâhim aleyhisselâm, (Yâ Rabbî ne zamana kadar daha dünyayı takip edeceğim.) dediği zaman Allahü teâlâ buyurdu ki:<br />
<br />
(Yâ İbrâhim, böyle konuşma! Çoluk çocuğunun nafakası için çalışmak dünya talebi değil ki ondan şikâyet edilsin!) [Edeb-üd-dünya]<br />
<br />
Dünya bir âlet, bir vâsıtadır. Bu vâsıtayı iyi yolda kullanan kazanır, kötü yolda kullanan kaybeder. Meselâ size yeni, güzel bir araba veriyorlar. (Bu araba ile, şu kadar zamanda şu karşıdaki köprüyü geçerseniz, kurtuluşa ereceksiniz.) deniyor. Siz de, arabaya bakıp (Ne kadar da güzelmiş.) diyerek onu sevmekle meşgûl olur, verilen zaman içinde karşıya geçmezseniz, düşman gelir, sizi kıskıvrak yakalar, köprüyü geçemezsiniz. Bu vâsıta, yolcuları sahile çıkaran bir gemi de olabilir. Bu vâsıtaya zamanında binip gitmiyen kurtulamaz. Dinimiz bu vâsıtayı, kötülememiştir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:<br />
<br />
(Dünya, âhıretin tarlasıdır.) [Deylemî]<br />
<br />
(Dünya, âhıretin köprüsüdür.) [Deylemî]<br />
<br />
(Allah rızâsını kazanmak, âhıret azığını temin etmek için, dünya ne güzel yerdir. Allah rızâsını kazanmıyan, âhıret azığını temin etmiyen için de, dünya ne kötü yerdir. Bir kimse, "Allah dünyayı rezil etsin!" derse, dünya da ona, "Hangimiz Rabbimize âsî oluyorsa, Allah onu rezil etsin!" der.) [Hâkim, İbni Lâl]<br />
<br />
(Dünyaya sövmeyin; çünkü mü'min için ne güzel bir binektir. Hayra onunla erişilir, şerden onunla kurtulunur.) [Deylemî, İbni Neccâr]<br />
<br />
Dünya Sevgisi<br />
<br />
Dinimiz, bu bineğin sevgisini kötülemiştir. Yâni "Binek ne güzelmiş." diyerek, onunla meşgûl olup hedefe varmamak kötülenmiştir. Nitekim, hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:<br />
<br />
(Dünya sevgisi bütün günâhların başıdır.) [Beyhekî, İbni Ebiddünya]<br />
<br />
Demek ki, bineği sevmekle meşgûl olmayıp, binip bir ân önce saâdet diyârına gitmeye çalışmalıdır!<br />
<br />
Bizi maksadımıza ulaştıran bineğin iyi, sağlam olması istenir. Onun için Allahın bize verdiği âkıl, sağlık, mal gibi ni'metleri yerinde kullanmalıdır! Cenâb-ı Hak, dünya saâdetini de istememizi emrediyor. (Ey Rabbimiz, bize dünyada da âhırette de güzellik ver!) diye duâ etmemizi istiyor. (Bekara 201)<br />
<br />
Hadîs-i kudsîde de buyuruldu ki:<br />
<br />
(Hak teâlâ buyurdu ki, "Ey dünya, bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet eden de senin hizmetçin olsun.") [Ebû Nuaym]<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gençlikte yapılan ibadet...]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3817</link>
			<pubDate>Sun, 19 Oct 2008 00:55:14 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3817</guid>
			<description><![CDATA[[CENTER][/CENTER]<br />
Sual: Gençlikte yapılan ibadetler, fazilet bakımından ihtiyarlıkta yapılandan farklı mıdır?<br />
<br />
<br />
CEVAP<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Gençlik çağı, nefsin kaynadığı, şehvetlerin oynadığı, insan ve cin şeytanlarının saldırdığı bir zamandır. Böyle bir çağda yapılan az bir amele, pek çok sevap verilir.<br />
<br />
İhtiyarlıkta dünya şevkleri azalıp güç, kuvvet gidip, arzulara kavuşmak imkanı ve ümitleri kalmadığı zamanda, pişmanlıktan, ah etmekten başka bir şey olmaz.<br />
<br />
Çok kimselere bu pişmanlık zamanı da, nasip olmaz. Bu pişmanlık da tevbe demektir ve yine büyük nimettir. Gençlik çağı, kazanç zamanıdır.<br />
<br />
Mert olan, bu vaktin kıymetini bilip elden kaçırmaz. İhtiyarlık herkese nasip olmaz. Nasip olsa da rahat, elverişli vakit ele geçmez. Vakit de bulunsa, kuvvetsizlik, halsizlik zamanında, yarar iş yapılamaz. Bugün, güç, kuvvet yerinde iken, hangi özürle, hangi sebeple bugünün işi yarına bırakılabilir?<br />
<br />
Peygamber efendimiz, (Yarın yaparım diyen, helak oldu, ziyan etti) buyurdu. Gençlik zamanında insanı üç din düşmanı olan nefs, şeytan ve kötü insanlar aldatmaya uğraşmaktadır. Bunlar karşısında, az bir ibadet pek kıymetli olur. İhtiyarlıkta yapılan, bundan kat kat fazla ibadetlerin bu kadar kıymeti olmaz.<br />
<br />
Gençlikte, nefsin arzuları, insanı kapladığı gibi, ilim öğrenilecek, ibadet yapılacak en kârlı zaman da gençliktir.<br />
<br />
Gençlikte, şehvetin, asabiyetin kapladığı anlarda, dinin bir emrini yerine getirmek, ihtiyarlıkta yapılan aynı ibadetten çok kıymetli olur.<br />
<br />
[Hele başka maniler de araya katılırsa, bunları dinlemeyip, yapılan ibadetin sevabı o kadar çoktur ki, ancak ALLAHü teâlâ bilir].<br />
<br />
Çünkü, maniler karşısında, ibadet yapma güçlüğü, sıkıntısı, o ibadetlerin, şanını, şerefini göklere çıkarır. Mani olmayarak, kolay yapılan ibadetler, aşağıda kalır. Bunun için insanların yüksekleri, meleklerin yükseklerinden daha üstün olmuştur. Çünkü insan, maniler arasında ibadet eder. Melekler ise, mani olmadan emre itaat ediyor.<br />
<br />
Gençlik arzuları, ALLAHr17;ın düşmanı olan nefsin ve şeytanın sevdiği şeylerdir. Dine uygun şeyler ise, ALLAHü teâlânın sevdiği şeylerdir. ALLAHr17;ın düşmanlarını sevindirip, bütün nimetleri veren, hakiki sahibi gadaba getirmek, akıllı insanların yapacağı şey değildir. ALLAHü teâlâ, hepimizi nefse, şeytana ve din düşmanlarının sözlerine ve yazılarına aldanmaktan muhafaza buyursun.) [Müj. Mektublar]<br />
<br />
Dünya işleri yarına bırakılır, bugün ahiret işleri yapılırsa, güzel olur. Fakat bunun aksi yapmak, çok çirkin olur. Gençlikte insanı, üç din düşmanı olan, nefs, şeytan ve kötü arkadaş aldatmaya çalışır. Bunlar karşısında, az bir ibadet pek kıymetli olur.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(ALLAH katında en sevgili olan, tevbe eden gençlerdir.) [R.Nasıhin]<br />
(Tevbe eden bir gencin cenazesi kabristana getirilince, ALLAHü teâlâ, "Ey Melekler, bu kabristandan azabı kaldırın! Buraya tevbe eden bir genç getirildi. Onun olduğu yerdekilere azap etmeye haya ederim" buyurur ve bütün kabristandakilerden kırk gün, azap kalkar.) [R. Nasıhin]<br />
<br />
Tevbe eden genç<br />
Beni İsrail zamanında bir genç, kötü işler yapar, tevbe eder, tevbesinde durmazdı. Çok günah işlese de, çok tevbe ettiği için, tevfîk-i ilahi imdadına yetişti. Büyük bir günah işledikten sonra pişman oldu. Sahraya çıkıp yüzünü, gözünü topraklara sürerek dedi ki: "Ya ilahi, ne kadar tevbe ettiysem tevbemi bozdum. Beni günahtan korumazsan yine tevbemi bozar, ebedi felakete düçar olurum. O zaman halim nice olur?"<br />
Şöyle bir ses duydu:<br />
"Ey kulum, sen günahından vazgeçtiğin için, sana rahmetle muamele ediyorum. Tevbeni kabul edip, kötü amellerini lütuf ve keremimle affettim." [R. Nasıhin]<br />
<br />
ALLAHü teâlâ, çok merhametli olup, kullarına çok acıdığı için, bir günde ibadete, yalnız beş vakit ayırmış, birkaç şeyi haram edip, çok şeyi mubah etmiş, izin vermiştir. O halde, gençlik zamanında, sıhhatin, gücün kuvvetin, malın ve rahatlığın bir arada iken, bu zamanı değerlendirmek gerekir. Sonsuz saadete kavuşturacak sebeplere yapışmalı, iyi işler yapmalı, bugünün işini yarına bırakmamalıdır. Ömrün en iyi zamanı olan gençlik günlerinde, işlerin en iyisi sahibin, yaratanın emirlerini yapmak, Ona ibadet etmek, İslamiyetr17;in yasak ettiği haramlardan sakınmaktır. Günde bir saat tutmayan bir zamanı, ALLAHü teâlânın emrini yapmak için ayırmamak, sayılamayacak kadar çok olan, mubahları bırakıp da, haram ve şüpheli olana uzanmak ne kadar kötüdür. (M.Rabbani) <br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[CENTER][/CENTER]<br />
Sual: Gençlikte yapılan ibadetler, fazilet bakımından ihtiyarlıkta yapılandan farklı mıdır?<br />
<br />
<br />
CEVAP<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Gençlik çağı, nefsin kaynadığı, şehvetlerin oynadığı, insan ve cin şeytanlarının saldırdığı bir zamandır. Böyle bir çağda yapılan az bir amele, pek çok sevap verilir.<br />
<br />
İhtiyarlıkta dünya şevkleri azalıp güç, kuvvet gidip, arzulara kavuşmak imkanı ve ümitleri kalmadığı zamanda, pişmanlıktan, ah etmekten başka bir şey olmaz.<br />
<br />
Çok kimselere bu pişmanlık zamanı da, nasip olmaz. Bu pişmanlık da tevbe demektir ve yine büyük nimettir. Gençlik çağı, kazanç zamanıdır.<br />
<br />
Mert olan, bu vaktin kıymetini bilip elden kaçırmaz. İhtiyarlık herkese nasip olmaz. Nasip olsa da rahat, elverişli vakit ele geçmez. Vakit de bulunsa, kuvvetsizlik, halsizlik zamanında, yarar iş yapılamaz. Bugün, güç, kuvvet yerinde iken, hangi özürle, hangi sebeple bugünün işi yarına bırakılabilir?<br />
<br />
Peygamber efendimiz, (Yarın yaparım diyen, helak oldu, ziyan etti) buyurdu. Gençlik zamanında insanı üç din düşmanı olan nefs, şeytan ve kötü insanlar aldatmaya uğraşmaktadır. Bunlar karşısında, az bir ibadet pek kıymetli olur. İhtiyarlıkta yapılan, bundan kat kat fazla ibadetlerin bu kadar kıymeti olmaz.<br />
<br />
Gençlikte, nefsin arzuları, insanı kapladığı gibi, ilim öğrenilecek, ibadet yapılacak en kârlı zaman da gençliktir.<br />
<br />
Gençlikte, şehvetin, asabiyetin kapladığı anlarda, dinin bir emrini yerine getirmek, ihtiyarlıkta yapılan aynı ibadetten çok kıymetli olur.<br />
<br />
[Hele başka maniler de araya katılırsa, bunları dinlemeyip, yapılan ibadetin sevabı o kadar çoktur ki, ancak ALLAHü teâlâ bilir].<br />
<br />
Çünkü, maniler karşısında, ibadet yapma güçlüğü, sıkıntısı, o ibadetlerin, şanını, şerefini göklere çıkarır. Mani olmayarak, kolay yapılan ibadetler, aşağıda kalır. Bunun için insanların yüksekleri, meleklerin yükseklerinden daha üstün olmuştur. Çünkü insan, maniler arasında ibadet eder. Melekler ise, mani olmadan emre itaat ediyor.<br />
<br />
Gençlik arzuları, ALLAHr17;ın düşmanı olan nefsin ve şeytanın sevdiği şeylerdir. Dine uygun şeyler ise, ALLAHü teâlânın sevdiği şeylerdir. ALLAHr17;ın düşmanlarını sevindirip, bütün nimetleri veren, hakiki sahibi gadaba getirmek, akıllı insanların yapacağı şey değildir. ALLAHü teâlâ, hepimizi nefse, şeytana ve din düşmanlarının sözlerine ve yazılarına aldanmaktan muhafaza buyursun.) [Müj. Mektublar]<br />
<br />
Dünya işleri yarına bırakılır, bugün ahiret işleri yapılırsa, güzel olur. Fakat bunun aksi yapmak, çok çirkin olur. Gençlikte insanı, üç din düşmanı olan, nefs, şeytan ve kötü arkadaş aldatmaya çalışır. Bunlar karşısında, az bir ibadet pek kıymetli olur.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(ALLAH katında en sevgili olan, tevbe eden gençlerdir.) [R.Nasıhin]<br />
(Tevbe eden bir gencin cenazesi kabristana getirilince, ALLAHü teâlâ, "Ey Melekler, bu kabristandan azabı kaldırın! Buraya tevbe eden bir genç getirildi. Onun olduğu yerdekilere azap etmeye haya ederim" buyurur ve bütün kabristandakilerden kırk gün, azap kalkar.) [R. Nasıhin]<br />
<br />
Tevbe eden genç<br />
Beni İsrail zamanında bir genç, kötü işler yapar, tevbe eder, tevbesinde durmazdı. Çok günah işlese de, çok tevbe ettiği için, tevfîk-i ilahi imdadına yetişti. Büyük bir günah işledikten sonra pişman oldu. Sahraya çıkıp yüzünü, gözünü topraklara sürerek dedi ki: "Ya ilahi, ne kadar tevbe ettiysem tevbemi bozdum. Beni günahtan korumazsan yine tevbemi bozar, ebedi felakete düçar olurum. O zaman halim nice olur?"<br />
Şöyle bir ses duydu:<br />
"Ey kulum, sen günahından vazgeçtiğin için, sana rahmetle muamele ediyorum. Tevbeni kabul edip, kötü amellerini lütuf ve keremimle affettim." [R. Nasıhin]<br />
<br />
ALLAHü teâlâ, çok merhametli olup, kullarına çok acıdığı için, bir günde ibadete, yalnız beş vakit ayırmış, birkaç şeyi haram edip, çok şeyi mubah etmiş, izin vermiştir. O halde, gençlik zamanında, sıhhatin, gücün kuvvetin, malın ve rahatlığın bir arada iken, bu zamanı değerlendirmek gerekir. Sonsuz saadete kavuşturacak sebeplere yapışmalı, iyi işler yapmalı, bugünün işini yarına bırakmamalıdır. Ömrün en iyi zamanı olan gençlik günlerinde, işlerin en iyisi sahibin, yaratanın emirlerini yapmak, Ona ibadet etmek, İslamiyetr17;in yasak ettiği haramlardan sakınmaktır. Günde bir saat tutmayan bir zamanı, ALLAHü teâlânın emrini yapmak için ayırmamak, sayılamayacak kadar çok olan, mubahları bırakıp da, haram ve şüpheli olana uzanmak ne kadar kötüdür. (M.Rabbani) <br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Doymayan Mide Değil, Nefis...]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3816</link>
			<pubDate>Tue, 14 Oct 2008 01:12:18 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3816</guid>
			<description><![CDATA[Kanaatin zıddı doyumsuzluktur. Doyumsuzluk midenin değil, kalbin hastalığıdır. Yani doymak bilmeyen mide değil, nefistir. İsraf ve doyumsuzluk hastalığından kurtulmayan insan hür olamaz, huzur bulamaz ve korkudan kurtulamaz. Çünkü kanaatsız insanın gözü dünya malı ile doymaz. Bu kimse önce mal edinme derdiyle yanar. Sonra mal için şeref ve haysiyeti dahil, pek çok şeyini feda eder. Aradığı mala ulaştığında ise, bu defa onu nasıl koruyacağının derdi içini sarar. Sonuçta, kanaatsiz insanın malı arttıkça derdi de artar. Bu dertten kurtulmanın iki çaresi vardır: Ya kanaat ya da kara toprak... <br />
<br />
Kanaat eden kimse, zannedildiğinin aksine az ile yetinip çalışmaktan kaçan kimse değildir. Kanaat işte değil, aşta olur. Kanaatkâr insan çok yemek, çok harcamak için çalışmaz. Lüks ve konfor içinde yaşamak için mal toplamaz. O çok çalışır, ihtiyacı kadar harcar. Az ile yetinir, yetinmesini bilir. Fazlasını ise Rabbi'nin rızasını kazanma yolunda kullanır. Fazlası yoksa endişelenmez. <br />
<br />
Mümin, Allah yolunda hizmet etmek için çok çalışır çok çalışmalıdır. Bir insanın kendisi için haddinden fazla harcama yapmasına cömertlik denmez. Cömert, nefsi için aza kanaat eden, fakat başkalarına hayır ve hizmette doymayan, usanmayan ins <br />
and <br />
ır. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz'in belirttiği gibi, Allah'a aşık müminler cennete girene dek hayra doymazlar.(Tirmizî) <br />
<br />
Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz maddi hayatımızın en temel iki prensibini şöyle belirtir: <br />
<br />
-İktisat eden geçim sıkıntısı çekmez (Ahmed, Tebaranî, Heysemî) <br />
<br />
-Kanaat, hiç tükenmeyen bir hazinedir. (Tebaranî) <br />
<br />
Evet, yine Efendimiz (s.a.v.)'ın hiçbir devirde hükmünü yitirmeyen şu mühim tespitlerini hatırlatalım: <br />
<br />
"Zenginlik mal çokluğu ile değildir. Asıl zenginlik, gönlün zengin olmasıdır." (Buharî, Müslim, Tirmizî) <br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kanaatin zıddı doyumsuzluktur. Doyumsuzluk midenin değil, kalbin hastalığıdır. Yani doymak bilmeyen mide değil, nefistir. İsraf ve doyumsuzluk hastalığından kurtulmayan insan hür olamaz, huzur bulamaz ve korkudan kurtulamaz. Çünkü kanaatsız insanın gözü dünya malı ile doymaz. Bu kimse önce mal edinme derdiyle yanar. Sonra mal için şeref ve haysiyeti dahil, pek çok şeyini feda eder. Aradığı mala ulaştığında ise, bu defa onu nasıl koruyacağının derdi içini sarar. Sonuçta, kanaatsiz insanın malı arttıkça derdi de artar. Bu dertten kurtulmanın iki çaresi vardır: Ya kanaat ya da kara toprak... <br />
<br />
Kanaat eden kimse, zannedildiğinin aksine az ile yetinip çalışmaktan kaçan kimse değildir. Kanaat işte değil, aşta olur. Kanaatkâr insan çok yemek, çok harcamak için çalışmaz. Lüks ve konfor içinde yaşamak için mal toplamaz. O çok çalışır, ihtiyacı kadar harcar. Az ile yetinir, yetinmesini bilir. Fazlasını ise Rabbi'nin rızasını kazanma yolunda kullanır. Fazlası yoksa endişelenmez. <br />
<br />
Mümin, Allah yolunda hizmet etmek için çok çalışır çok çalışmalıdır. Bir insanın kendisi için haddinden fazla harcama yapmasına cömertlik denmez. Cömert, nefsi için aza kanaat eden, fakat başkalarına hayır ve hizmette doymayan, usanmayan ins <br />
and <br />
ır. Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz'in belirttiği gibi, Allah'a aşık müminler cennete girene dek hayra doymazlar.(Tirmizî) <br />
<br />
Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz maddi hayatımızın en temel iki prensibini şöyle belirtir: <br />
<br />
-İktisat eden geçim sıkıntısı çekmez (Ahmed, Tebaranî, Heysemî) <br />
<br />
-Kanaat, hiç tükenmeyen bir hazinedir. (Tebaranî) <br />
<br />
Evet, yine Efendimiz (s.a.v.)'ın hiçbir devirde hükmünü yitirmeyen şu mühim tespitlerini hatırlatalım: <br />
<br />
"Zenginlik mal çokluğu ile değildir. Asıl zenginlik, gönlün zengin olmasıdır." (Buharî, Müslim, Tirmizî) <br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bayramınız mübarek olsun :)]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3815</link>
			<pubDate>Mon, 29 Sep 2008 05:25:01 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3815</guid>
			<description><![CDATA[Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kadir gecemiz mübarek olsun...]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3814</link>
			<pubDate>Fri, 26 Sep 2008 12:26:24 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3814</guid>
			<description><![CDATA[<br />
Kur'an-ı Kerim'in 97. suresi olan Kadir Suresi'nde Cenab-ı Hak, bu mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyurmaktadır:<br />
<br />
<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
Kur'an-ı Kerim'in 97. suresi olan Kadir Suresi'nde Cenab-ı Hak, bu mübarek gecenin kıymet ve faziletini şöyle beyan buyurmaktadır:<br />
<br />
<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kadir Gecesinde Neler Yapmaliyiz?]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3813</link>
			<pubDate>Tue, 23 Sep 2008 13:28:12 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3813</guid>
			<description><![CDATA[<br />
Kadir Gecesinde Neler Yapmaliyiz?<br />
<br />
Kadir gecesini, namaz kilarak, Kur&#8217;an-i Kerim okuyarak, tövbe, istigfar ederek ve dua yaparak degerlendirmeliyiz.<br />
<br />
Üzerinde namaz borcu olanlarin nafile namazi kilmadan önce hiç degilse bes vakit kaza namazi kilmalari daha faziletlidir. Kazasi yoksa nafile kilar.<br />
<br />
Süfyan-i Sevri: &#8220;Kadir gecesi dua ve istigfar etmek namazdan sevimlidir. Kur&#8217;an okuyup sonra dua etmek daha güzeldir&#8221; demistir (Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 313).<br />
<br />
Hz. Aise (r.ah) söyle anlatiyor: &#8220;Ey Allah&#8217;in Resulü! Kadir gecesine rastlarsam nasil dua edeyim? diye sordum. Resulüllah (s.a.v):<br />
<br />
&#8220;Allahümme inneke afüvvün tühibbü&#8217;l-afve fa&#8217;fu annî (Allah&#8217;im sen çok affedicisin, affi seversin, beni affet)&#8221; diye dua et, buyurdu (Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VI, 314).<br />
<br />
Bu gecenin öyle bir ani vardir ki o anda yapilan ibadet ve dualar mutlaka makbul olur. Bu önemli ani yakalamak için gecenin bütününü tövbe ve istigfar ile geçirmek gerekir. Bu da kisinin imanini tazeler. Gecenin bütününü ibadetle geçiremeyenler en azindan teravihten sonra bir miktar oturup dua etmelidirler.<br />
<br />
Bu, bin aydan hayirli oldugu bildirilen gecede insanlik alemini huzura kavusturmak için gerekli olan esaslar indirilmistir. Namaz, zikir, tesbih, Kur&#8217;an okumak gibi bedeni ibadetlerimiz yaninda düsünce ile ibadet olarak isimlendirdigimiz tefekkürü insanligin amaci nedir? olgun insan olma mertebesine nasil ulasabiliriz? Nasil insanliga daha iyi hizmet edip, daha çok sevgi sunabiliriz? seklindeki odak noktalari ile güçlendirelim.<br />
<br />
Unutmayalim ki; özellikle bu gecede Tevvab olan Allah tövbelerimizi kabul edecektir. Bizlere bir ikram olarak sunulan bu kutsal Kadir gecesinde dualarimizdan insanligin huzuru, sevgi ve kardesligin saglanmasi ve devami için bizlere daha fazla güç, iman vermesi için yakaralim. Yalniz kendi sevdigimiz insanlarin degil, bütün insanlarin sevgiye layik oldugunu animsayarak sevgide saglam ve cömert bir ruha sahip olmak için de yardim dileyelim. Rahman ve Rahim Allah&#8217;in adiyla, hepimize hayirli kandiller diliyoruz. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
Kadir Gecesinde Neler Yapmaliyiz?<br />
<br />
Kadir gecesini, namaz kilarak, Kur&#8217;an-i Kerim okuyarak, tövbe, istigfar ederek ve dua yaparak degerlendirmeliyiz.<br />
<br />
Üzerinde namaz borcu olanlarin nafile namazi kilmadan önce hiç degilse bes vakit kaza namazi kilmalari daha faziletlidir. Kazasi yoksa nafile kilar.<br />
<br />
Süfyan-i Sevri: &#8220;Kadir gecesi dua ve istigfar etmek namazdan sevimlidir. Kur&#8217;an okuyup sonra dua etmek daha güzeldir&#8221; demistir (Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 313).<br />
<br />
Hz. Aise (r.ah) söyle anlatiyor: &#8220;Ey Allah&#8217;in Resulü! Kadir gecesine rastlarsam nasil dua edeyim? diye sordum. Resulüllah (s.a.v):<br />
<br />
&#8220;Allahümme inneke afüvvün tühibbü&#8217;l-afve fa&#8217;fu annî (Allah&#8217;im sen çok affedicisin, affi seversin, beni affet)&#8221; diye dua et, buyurdu (Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VI, 314).<br />
<br />
Bu gecenin öyle bir ani vardir ki o anda yapilan ibadet ve dualar mutlaka makbul olur. Bu önemli ani yakalamak için gecenin bütününü tövbe ve istigfar ile geçirmek gerekir. Bu da kisinin imanini tazeler. Gecenin bütününü ibadetle geçiremeyenler en azindan teravihten sonra bir miktar oturup dua etmelidirler.<br />
<br />
Bu, bin aydan hayirli oldugu bildirilen gecede insanlik alemini huzura kavusturmak için gerekli olan esaslar indirilmistir. Namaz, zikir, tesbih, Kur&#8217;an okumak gibi bedeni ibadetlerimiz yaninda düsünce ile ibadet olarak isimlendirdigimiz tefekkürü insanligin amaci nedir? olgun insan olma mertebesine nasil ulasabiliriz? Nasil insanliga daha iyi hizmet edip, daha çok sevgi sunabiliriz? seklindeki odak noktalari ile güçlendirelim.<br />
<br />
Unutmayalim ki; özellikle bu gecede Tevvab olan Allah tövbelerimizi kabul edecektir. Bizlere bir ikram olarak sunulan bu kutsal Kadir gecesinde dualarimizdan insanligin huzuru, sevgi ve kardesligin saglanmasi ve devami için bizlere daha fazla güç, iman vermesi için yakaralim. Yalniz kendi sevdigimiz insanlarin degil, bütün insanlarin sevgiye layik oldugunu animsayarak sevgide saglam ve cömert bir ruha sahip olmak için de yardim dileyelim. Rahman ve Rahim Allah&#8217;in adiyla, hepimize hayirli kandiller diliyoruz. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kadir gecesi...]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3812</link>
			<pubDate>Tue, 23 Sep 2008 13:26:53 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3812</guid>
			<description><![CDATA[<br />
Kur&#8217;an-i Kerim&#8217;in inmeye basladigi Ramazan ayinin yirmi yedinci gecesi Islam&#8217;da en kutsal ve faziletli gecedir. Kadir gecesi, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayirlidir. Kur&#8217;an-i Kerim de bu gecenin faziletini belirten müstakil bir sure vardir. Bu surede yüce Rabbimiz söyle buyurmaktadir:<br />
<br />
&#8220;Dogrusu biz Kur&#8217;an&#8217;i Kadir gecesinde indirmisizdir. Kadir gecesinin ne oldugunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayirlidir. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü is için inerler. O gece, tanyerinin agarmasina kadar bir esenliktir&#8221; (Kadir, 1-5).<br />
<br />
Kadir Suresi<br />
<br />
Kur&#8217;an-i Kerim&#8217;in doksan yedinci suresi olup bes ayet; otuz kelime ve yüz yirmi harften olusur. Fasilasi &#8220;râ&#8221; harfidir. Ismini ilk ayetinde geçen &#8220;kadr&#8221; kelimesinden alan bu surenin Mekke&#8217;de mi, yoksa Medine&#8217;de mi indigi konusunda ihtilaf vardir.<br />
<br />
Sure, insanlara Kur&#8217;an&#8217;in degeri ve önemi hakkinda bilgi vermektedir. Allah Teala, Hicr Suresinde &#8220;Bunu biz indirdik&#8221; buyurur. Yani Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in arzusu ile degil bizim dilememiz sonucu indirilen apaçik bir kitaptir 0.<br />
<br />
Kadr sözcügü burada su iki anlamda kullanilmis olabilir: Bunlardan biri, takdir anlamidir. Allah bu gece takdirleri yani kaderleri uygulamak üzere meleklere emir verir. Bunu, Duhân Suresindeki su ayet destekliyor: &#8220;O gece katimizdan her hikmetli emir sadir olur. &#8220;Diger anlami ise, azamet ve sereftir. Bu husus, surenin &#8220;Kadir gecesi bin aydan hayirlidir&#8221; ayetinde ifade edilmektedir. Nasil daha hayirli olmasin ki, Allah&#8217;in insanliga son mesaji bu gecede indirilmeye baslanmistir. Gece, degerini bu olaydan almaktadir. Ve bu geceyi anmak, insanliga rahmet olarak Kur&#8217;an&#8217;in inmeye basladigi bu geceyi ihya etmek Müslümanlara tavsiye edilmistir.<br />
<br />
Kadir gecesinin hangi gün oldugu konusunda birçok görüs ileri sürülmüstür. Ancak ümmetin büyük âlimlerinin çogunlugunun görüsü, Ramazan ayinin yirmi yedinci gecesi oldugu seklindedir.<br />
<br />
O gece öyle bir gecedir ki Kur&#8217;an ayetleri Hz. Muhammed (s.a.v)&#8217;in kalbine inmeye basladigi gecedir.<br />
<br />
Islam, hiç bir zaman dis görünüsü benimseyen, sekle önem veren sekilci bir din degildir. Bin aydan daha hayirli olan Kadir gecesini bugünkü anlasildigi sekilde &#8220;Bir gecelik ibadetle bütün günahlardan arinilacak&#8221; görüsü ancak muttakiler, inanmis samimi Müslümanlar için geçerlidir. Ancak böyle insanlarin o gecedeki ibadetleri makbul olur, ve Kur&#8217;an&#8217;in nazil oldugu o ilk manaya erisilebilir. Kadir gecesini hatirlayip o geceyi imanla ve sevabini umarak geçirmek Islam&#8217;in saglam ve bir bütün olan terbiye metodunun bir yanini olusturmaktadir.<br />
<br />
Surenin anlami söyledir: &#8220;Biz o (Kur&#8217;an)&#8217;i Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne oldugunu sen nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan hayirlidir. Melekler ve Ruh, o gece Rablerinin izniyle (o yil takdir edilmis olan) her is için iner de iner. Esenliktir o, tâ tan yeri agarincaya kadar&#8221;.<br />
<br />
Surenin Inis Sebebi<br />
<br />
Bu surenin inisi hakkinda degisik rivayetler vardir. Bunlardan biri söyledir:<br />
<br />
Bir kere Resulüllah (s.a.v) Ashab-i Kirama Israilogullarindan birinin, silahini kusanarak Allah yolunda bin sene cihat ettigini bildirmisti. Ashabin buna hayret etmesi üzerine Cenabi Hak, Kadir suresini indirmistir (Tecrîd-Sarîh Tercemesi, VI, 313).<br />
<br />
Kadir Gecesi Denilmesinin Sebebi<br />
<br />
Bu geceye Kadir gecesi denilmesi seref ve kiymetinden dolayidir. Çünkü:<br />
<br />
a) Kur&#8217;an-i Kerim bu gecede inmeye baslamistir.<br />
<br />
b) Bu gecedeki ibadet, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin ayda yapilan ibadetten daha faziletlidir.<br />
<br />
c) Gelecek bir seneye kadar cereyan edecek olan her türlü hadiseler Allah Tesl&#8217;nin ezeli kaza ve takdiri ile ilgili meleklere bu gece bildirilir (Tecrîdi Sarih Tercemesi, VI, 312).<br />
<br />
d) Bu gecede yeryüzüne Cebrail ve çok sayida melek iner.<br />
<br />
e) Bu gece tanyerinin agarmasina kadar esenliktir, her türlü kötülükten uzaktir. Yeryüzüne inen melekler ugradiklari her mümine selam verirler.<br />
<br />
Hangi Gecede Oldugu<br />
<br />
Kadir gecesinin hangi gece oldugu kesin olarak bilinmemekle beraber genellikle Ramazan&#8217;in yirmi yedinci gecesinde oldugu tercih edilmistir. Hz. Peygamber (s.a.v) bunun kesinlikle hangi gece oldugunu belirtmemis, ancak; &#8220;Siz Kadir gecesini Ramazan&#8217;in son on günü içerisindeki tek rakamli gecelerde arayiniz&#8221; buyurmustur (Buhari, Müslim).<br />
<br />
Baska bir hadiste ise Ibn Ömer (r.a) söyle nakletmistir: Sahabelerden bazi kimselere, rüyalarinda, Kadir gecesinin, (Ramazan&#8217;in) son yedi günü içinde oldugu gösterildi. Resulüllah (s.a.v) onlara: &#8220;Görüyorum ki rüyalariniz Ramazanin son yedi günü hakkinda birbirine uygun düsmüstür. Artik kim Kadir gecesini aramaya kalkisirsa, onu Ramazan&#8217;in son yedisinde arasin, buyurmustur (Buhari, Müslim). <br />
<br />
Gizli Olmasinin Sebebi<br />
<br />
Islam kaynaklarinda belirtildigine göre Allah Teala bir takim hikmetlere dayanarak Kadir gecesini ve onun disinda daha bazi seyleri de gizli tutmustur. Bunlar:<br />
<br />
Cuma günü içerisinde duanin kabul olacagi saat; bes vakit içerisinde Salât-i vusta; ilahi isimler içerisinde Ism-i Azam; bütün taatlar ve ibadetler içerisinde rizay-i ilahi; zaman içerisinde kiyamet ve hayat içerisinde ölümdür. Bunlarin gizli tutulmasindan maksat müminlerin uyanik, dikkatli ve devamli Allah&#8217;a ibadet ve taat içerisinde olmalarini saglamaktir. Müminler bu geceyi gaflet içerisinde geçirmemeli, ibadet ve taatle degerlendirmelidir. Ebu Hureyre (r.a)&#8217;in rivayet etmis oldugu hadisi serifte Peygamber Efendimiz (s.a.v) söyle buyurmustur:<br />
<br />
&#8220;Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve alacagi sevabi Allah&#8217;tan bekleyerek ibadet ve taatla geçirirse geçmis günahlari bagislanir&#8221; (Buhari).]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
Kur&#8217;an-i Kerim&#8217;in inmeye basladigi Ramazan ayinin yirmi yedinci gecesi Islam&#8217;da en kutsal ve faziletli gecedir. Kadir gecesi, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayirlidir. Kur&#8217;an-i Kerim de bu gecenin faziletini belirten müstakil bir sure vardir. Bu surede yüce Rabbimiz söyle buyurmaktadir:<br />
<br />
&#8220;Dogrusu biz Kur&#8217;an&#8217;i Kadir gecesinde indirmisizdir. Kadir gecesinin ne oldugunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayirlidir. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü is için inerler. O gece, tanyerinin agarmasina kadar bir esenliktir&#8221; (Kadir, 1-5).<br />
<br />
Kadir Suresi<br />
<br />
Kur&#8217;an-i Kerim&#8217;in doksan yedinci suresi olup bes ayet; otuz kelime ve yüz yirmi harften olusur. Fasilasi &#8220;râ&#8221; harfidir. Ismini ilk ayetinde geçen &#8220;kadr&#8221; kelimesinden alan bu surenin Mekke&#8217;de mi, yoksa Medine&#8217;de mi indigi konusunda ihtilaf vardir.<br />
<br />
Sure, insanlara Kur&#8217;an&#8217;in degeri ve önemi hakkinda bilgi vermektedir. Allah Teala, Hicr Suresinde &#8220;Bunu biz indirdik&#8221; buyurur. Yani Hz. Peygamber (s.a.v)&#8217;in arzusu ile degil bizim dilememiz sonucu indirilen apaçik bir kitaptir 0.<br />
<br />
Kadr sözcügü burada su iki anlamda kullanilmis olabilir: Bunlardan biri, takdir anlamidir. Allah bu gece takdirleri yani kaderleri uygulamak üzere meleklere emir verir. Bunu, Duhân Suresindeki su ayet destekliyor: &#8220;O gece katimizdan her hikmetli emir sadir olur. &#8220;Diger anlami ise, azamet ve sereftir. Bu husus, surenin &#8220;Kadir gecesi bin aydan hayirlidir&#8221; ayetinde ifade edilmektedir. Nasil daha hayirli olmasin ki, Allah&#8217;in insanliga son mesaji bu gecede indirilmeye baslanmistir. Gece, degerini bu olaydan almaktadir. Ve bu geceyi anmak, insanliga rahmet olarak Kur&#8217;an&#8217;in inmeye basladigi bu geceyi ihya etmek Müslümanlara tavsiye edilmistir.<br />
<br />
Kadir gecesinin hangi gün oldugu konusunda birçok görüs ileri sürülmüstür. Ancak ümmetin büyük âlimlerinin çogunlugunun görüsü, Ramazan ayinin yirmi yedinci gecesi oldugu seklindedir.<br />
<br />
O gece öyle bir gecedir ki Kur&#8217;an ayetleri Hz. Muhammed (s.a.v)&#8217;in kalbine inmeye basladigi gecedir.<br />
<br />
Islam, hiç bir zaman dis görünüsü benimseyen, sekle önem veren sekilci bir din degildir. Bin aydan daha hayirli olan Kadir gecesini bugünkü anlasildigi sekilde &#8220;Bir gecelik ibadetle bütün günahlardan arinilacak&#8221; görüsü ancak muttakiler, inanmis samimi Müslümanlar için geçerlidir. Ancak böyle insanlarin o gecedeki ibadetleri makbul olur, ve Kur&#8217;an&#8217;in nazil oldugu o ilk manaya erisilebilir. Kadir gecesini hatirlayip o geceyi imanla ve sevabini umarak geçirmek Islam&#8217;in saglam ve bir bütün olan terbiye metodunun bir yanini olusturmaktadir.<br />
<br />
Surenin anlami söyledir: &#8220;Biz o (Kur&#8217;an)&#8217;i Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne oldugunu sen nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan hayirlidir. Melekler ve Ruh, o gece Rablerinin izniyle (o yil takdir edilmis olan) her is için iner de iner. Esenliktir o, tâ tan yeri agarincaya kadar&#8221;.<br />
<br />
Surenin Inis Sebebi<br />
<br />
Bu surenin inisi hakkinda degisik rivayetler vardir. Bunlardan biri söyledir:<br />
<br />
Bir kere Resulüllah (s.a.v) Ashab-i Kirama Israilogullarindan birinin, silahini kusanarak Allah yolunda bin sene cihat ettigini bildirmisti. Ashabin buna hayret etmesi üzerine Cenabi Hak, Kadir suresini indirmistir (Tecrîd-Sarîh Tercemesi, VI, 313).<br />
<br />
Kadir Gecesi Denilmesinin Sebebi<br />
<br />
Bu geceye Kadir gecesi denilmesi seref ve kiymetinden dolayidir. Çünkü:<br />
<br />
a) Kur&#8217;an-i Kerim bu gecede inmeye baslamistir.<br />
<br />
b) Bu gecedeki ibadet, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin ayda yapilan ibadetten daha faziletlidir.<br />
<br />
c) Gelecek bir seneye kadar cereyan edecek olan her türlü hadiseler Allah Tesl&#8217;nin ezeli kaza ve takdiri ile ilgili meleklere bu gece bildirilir (Tecrîdi Sarih Tercemesi, VI, 312).<br />
<br />
d) Bu gecede yeryüzüne Cebrail ve çok sayida melek iner.<br />
<br />
e) Bu gece tanyerinin agarmasina kadar esenliktir, her türlü kötülükten uzaktir. Yeryüzüne inen melekler ugradiklari her mümine selam verirler.<br />
<br />
Hangi Gecede Oldugu<br />
<br />
Kadir gecesinin hangi gece oldugu kesin olarak bilinmemekle beraber genellikle Ramazan&#8217;in yirmi yedinci gecesinde oldugu tercih edilmistir. Hz. Peygamber (s.a.v) bunun kesinlikle hangi gece oldugunu belirtmemis, ancak; &#8220;Siz Kadir gecesini Ramazan&#8217;in son on günü içerisindeki tek rakamli gecelerde arayiniz&#8221; buyurmustur (Buhari, Müslim).<br />
<br />
Baska bir hadiste ise Ibn Ömer (r.a) söyle nakletmistir: Sahabelerden bazi kimselere, rüyalarinda, Kadir gecesinin, (Ramazan&#8217;in) son yedi günü içinde oldugu gösterildi. Resulüllah (s.a.v) onlara: &#8220;Görüyorum ki rüyalariniz Ramazanin son yedi günü hakkinda birbirine uygun düsmüstür. Artik kim Kadir gecesini aramaya kalkisirsa, onu Ramazan&#8217;in son yedisinde arasin, buyurmustur (Buhari, Müslim). <br />
<br />
Gizli Olmasinin Sebebi<br />
<br />
Islam kaynaklarinda belirtildigine göre Allah Teala bir takim hikmetlere dayanarak Kadir gecesini ve onun disinda daha bazi seyleri de gizli tutmustur. Bunlar:<br />
<br />
Cuma günü içerisinde duanin kabul olacagi saat; bes vakit içerisinde Salât-i vusta; ilahi isimler içerisinde Ism-i Azam; bütün taatlar ve ibadetler içerisinde rizay-i ilahi; zaman içerisinde kiyamet ve hayat içerisinde ölümdür. Bunlarin gizli tutulmasindan maksat müminlerin uyanik, dikkatli ve devamli Allah&#8217;a ibadet ve taat içerisinde olmalarini saglamaktir. Müminler bu geceyi gaflet içerisinde geçirmemeli, ibadet ve taatle degerlendirmelidir. Ebu Hureyre (r.a)&#8217;in rivayet etmis oldugu hadisi serifte Peygamber Efendimiz (s.a.v) söyle buyurmustur:<br />
<br />
&#8220;Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve alacagi sevabi Allah&#8217;tan bekleyerek ibadet ve taatla geçirirse geçmis günahlari bagislanir&#8221; (Buhari).]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ZALİME]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3811</link>
			<pubDate>Tue, 23 Sep 2008 05:44:49 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3811</guid>
			<description><![CDATA[Senin bakışınla açan bir çiçekti aşk<br />
İlk bakışında tohumunu attın<br />
İkincisinde yeşerttin<br />
Üçüncüsünde çiçek açtıttın<br />
Ve sonraları...<br />
bu kez bakmayışlarınla,<br />
Soldurdun o çiçeği.<br />
Bir papatyaydı,gül ya da sümbül...<br />
Bilmiyorum<br />
Bildiğim tek şey varsa<br />
Gönlümde açtığın çiçeği de<br />
Acımadan soldurduğundur zalim!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Senin bakışınla açan bir çiçekti aşk<br />
İlk bakışında tohumunu attın<br />
İkincisinde yeşerttin<br />
Üçüncüsünde çiçek açtıttın<br />
Ve sonraları...<br />
bu kez bakmayışlarınla,<br />
Soldurdun o çiçeği.<br />
Bir papatyaydı,gül ya da sümbül...<br />
Bilmiyorum<br />
Bildiğim tek şey varsa<br />
Gönlümde açtığın çiçeği de<br />
Acımadan soldurduğundur zalim!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ya sen bilio musun??]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3810</link>
			<pubDate>Mon, 22 Sep 2008 02:22:37 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3810</guid>
			<description><![CDATA[[FLASH=425,350] Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.[/FLASH]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[FLASH=425,350] Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.[/FLASH]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bana SEN Lazımsın]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3809</link>
			<pubDate>Tue, 16 Sep 2008 18:20:41 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3809</guid>
			<description><![CDATA[BANA SEN LAZIMSIN <br />
<br />
<br />
Hadi gel...aç gönül bahçemde, baharım ol...sensiz olmasın sabah, gecem ol...uçur beni yalnız sevdalara, kanadım ol...bir çift söz ol söyleyemediğim, seni seviyorum gibi... <br />
<br />
Güneş ol geceye kavuştur beni...hasretim ol vuslata götür beni...ayrılık gibi yak gönlümü...gelenim ol uzaklardan, beklediğim gibi, sevdiğim gibi...Özlediğim oldun, gözbebeklerime hapsettiğimdi yüzün...bakışlarımda bir sen vardın, bir de hüzün...aşkın adı sen olmuştun, sevdanın adı sen...şarkılar seni söylüyor, şiirler seni haykırıyor...sen bir özlemdin, özlemimdin adını koyamadığım...güllerimdin koklamaya kıyamadığım...yüreğimdin koparıp <br />
atamadığım...sendin işte, sen ...nereye baksam, nereye kaçsam karşılaştığım...içimdeki çocuktun sen, başedemediğim...salıncakta sallanan, kaydıraktan kayan...şımarmak isteyip de şımaramayan çocuk...sen beklediğimdin biliyor musun... <br />
<br />
Deme bana gülüm, gülün ömrü az olur...bataklıklarda açan nilüferim...güneşin olamam bilirim, yakar kavurur bahçeleri...karanlıklarda dinlenirim... <br />
<br />
hayat dediğin nedir ki, senin için ölürüm...can...can olmak...ama sen canımdan da ötesin bilirim...Aramızda hep uçurumlar mı olacaktı, sana hasret...zindanlar mı olacaktı yüreğimin dar koridorlarında...yangınlar mı olacaktı bahçemi kurutan...ve ben sana hasret...ben sana sevdalı...okyanuslar mı olacaktı maviye hasret, gözlerin gibi...hep hüzün mü olacaktı adım...hüzün...hep yeşili, sarısı, kızılı mı olacaktı, yapraklarımın...sevdalar mı yaşanacak, gemiler mi kalkacaktı, senin olmadığın iklimlerden...sensiz bağlanıp, bensiz mi çözülecekti halatlar...yalnızlığa mı açacaktık yelkenlerimizi...ne sen gelirsin...ne sevdan...ne meltemin dokunur gözyaşlarıma... <br />
<br />
hangi iklimin çiçeğisin sevdiğim söyle...Kaf dağının ardında mıdır ilk <br />
adım...adını sen koy sevdiğim bir sonbahar akşamıdan çalarak...adını sen koy ne istersen. <br />
<br />
Bekliyorum seni demiştin...bıraktın gecelerimle beni acımadan...Bir gün olduğun gibi kal diyebilseydim. <br />
<br />
Hayat bu kadar uzun mu...veya geri getirebilecek miyiz zamanı geri...Yaşamak isteyip de yaşayamadığım umutlarım, farkında olmadan yıllardır beklediğim mi? Kimsin sen? Sen benim sevdiğimsin, sevdiğimi söyleyebildiğim..Ne güzeldir seni seviyorum diyebilmek... <br />
<br />
Şimdi bir şarkı söyleniyor, uzaklarda... <br />
Ne güzeldir sevdiğinin gözlerine bakabilmek... <br />
Ne güzeldir gelişiyle coşup, gidişine yanmak... <br />
Ne güzel şeydir aşka aşık olmak...ruhum bedenimden ayrıldığında...ellerim ayazlarda kaldığında... <br />
aşkın hep bende yaşayacak...Şimdi bir şarkı söyleniyor, uzaklarda... <br />
Ne güz ne güllere sığar, bu kalp bir sende titrer... <br />
Yak hadi durma, senin bu küller... <br />
Ne yazı ne kışı bekler,bu kalp bir seni özler... <br />
Vur hadi durma senin bu izler... <br />
Bana sen lazımsın... <br />
Gözlerimin limanı oldu gözlerin... <br />
Kirpiklerin gardiyanım... <br />
Ağlamasınlar söyle...ben hiç gidemedim ki... <br />
<br />
<br />
__________________<br />
 <br />
-alıntı-]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BANA SEN LAZIMSIN <br />
<br />
<br />
Hadi gel...aç gönül bahçemde, baharım ol...sensiz olmasın sabah, gecem ol...uçur beni yalnız sevdalara, kanadım ol...bir çift söz ol söyleyemediğim, seni seviyorum gibi... <br />
<br />
Güneş ol geceye kavuştur beni...hasretim ol vuslata götür beni...ayrılık gibi yak gönlümü...gelenim ol uzaklardan, beklediğim gibi, sevdiğim gibi...Özlediğim oldun, gözbebeklerime hapsettiğimdi yüzün...bakışlarımda bir sen vardın, bir de hüzün...aşkın adı sen olmuştun, sevdanın adı sen...şarkılar seni söylüyor, şiirler seni haykırıyor...sen bir özlemdin, özlemimdin adını koyamadığım...güllerimdin koklamaya kıyamadığım...yüreğimdin koparıp <br />
atamadığım...sendin işte, sen ...nereye baksam, nereye kaçsam karşılaştığım...içimdeki çocuktun sen, başedemediğim...salıncakta sallanan, kaydıraktan kayan...şımarmak isteyip de şımaramayan çocuk...sen beklediğimdin biliyor musun... <br />
<br />
Deme bana gülüm, gülün ömrü az olur...bataklıklarda açan nilüferim...güneşin olamam bilirim, yakar kavurur bahçeleri...karanlıklarda dinlenirim... <br />
<br />
hayat dediğin nedir ki, senin için ölürüm...can...can olmak...ama sen canımdan da ötesin bilirim...Aramızda hep uçurumlar mı olacaktı, sana hasret...zindanlar mı olacaktı yüreğimin dar koridorlarında...yangınlar mı olacaktı bahçemi kurutan...ve ben sana hasret...ben sana sevdalı...okyanuslar mı olacaktı maviye hasret, gözlerin gibi...hep hüzün mü olacaktı adım...hüzün...hep yeşili, sarısı, kızılı mı olacaktı, yapraklarımın...sevdalar mı yaşanacak, gemiler mi kalkacaktı, senin olmadığın iklimlerden...sensiz bağlanıp, bensiz mi çözülecekti halatlar...yalnızlığa mı açacaktık yelkenlerimizi...ne sen gelirsin...ne sevdan...ne meltemin dokunur gözyaşlarıma... <br />
<br />
hangi iklimin çiçeğisin sevdiğim söyle...Kaf dağının ardında mıdır ilk <br />
adım...adını sen koy sevdiğim bir sonbahar akşamıdan çalarak...adını sen koy ne istersen. <br />
<br />
Bekliyorum seni demiştin...bıraktın gecelerimle beni acımadan...Bir gün olduğun gibi kal diyebilseydim. <br />
<br />
Hayat bu kadar uzun mu...veya geri getirebilecek miyiz zamanı geri...Yaşamak isteyip de yaşayamadığım umutlarım, farkında olmadan yıllardır beklediğim mi? Kimsin sen? Sen benim sevdiğimsin, sevdiğimi söyleyebildiğim..Ne güzeldir seni seviyorum diyebilmek... <br />
<br />
Şimdi bir şarkı söyleniyor, uzaklarda... <br />
Ne güzeldir sevdiğinin gözlerine bakabilmek... <br />
Ne güzeldir gelişiyle coşup, gidişine yanmak... <br />
Ne güzel şeydir aşka aşık olmak...ruhum bedenimden ayrıldığında...ellerim ayazlarda kaldığında... <br />
aşkın hep bende yaşayacak...Şimdi bir şarkı söyleniyor, uzaklarda... <br />
Ne güz ne güllere sığar, bu kalp bir sende titrer... <br />
Yak hadi durma, senin bu küller... <br />
Ne yazı ne kışı bekler,bu kalp bir seni özler... <br />
Vur hadi durma senin bu izler... <br />
Bana sen lazımsın... <br />
Gözlerimin limanı oldu gözlerin... <br />
Kirpiklerin gardiyanım... <br />
Ağlamasınlar söyle...ben hiç gidemedim ki... <br />
<br />
<br />
__________________<br />
 <br />
-alıntı-]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Secde Eden KaLp...]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3808</link>
			<pubDate>Sat, 06 Sep 2008 14:05:56 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3808</guid>
			<description><![CDATA[[CENTER]Bir hakikat talibi, irfan yolunda yürümeye azmettiği ilk günlerde, rüyasında &#8220;kalbini secde ederken&#8221; görmüş. Şaşırmış tabii. Hayretler içinde kalbinin secdeden kalkmasını beklemiş, beklemiş, beklemiş. Fakat kalbi bir türlü secdeden kalkmak bilmemiş. Ne yapacağını şaşırmış, kan ter içerisinde rüyasından uyanıvermiş. <br />
<br />
Çevresinde ne kadar tanıdığı bildiği, güvendiği zat varsa, huzurlarına gidip kendilerinden bu rüyayı tabir etmelerini istemiş. Fakat kimse rüyasını tabir etmemiş. Çünkü bu zatlar, bizzat tecrübe etmedikleri bir hadiseyi (kendilerinin görmekten mahrum oldukları bir rüyayı) yorumlamayı hiç de edeble mütenasib bulmamışlar. <br />
<br />
Derken, içlerinden biri, &#8220;Filan şehirde bir zat var, onun yanına git, belki o sana yardımcı olur&#8221; diye nasihatta bulunmuş. O da üşenmeyip o şehre gitmiş. Selâm verip huzura çıkınca, zihnini meşgul eden malum soruyu biraz dolaylı olarak sormuş: <br />
<br />
&#8212; &#8220;Efendim!&#8221; demiş, &#8220;Kalp secde eder mi?&#8221; <br />
<br />
Şeyh efendi tebessüm edip kendisine şu cevabı vermiş: <br />
<br />
&#8212; &#8220;Elbette eder; hem de ebediyete kadar!&#8221; <br />
<br />
Bu cevap üzerine, Şeyh efendinin, düşünün kendisine düştüğü kimselerden olduğunu anlayıp bir daha o zatın yanından ayrılmamış. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Eylemek için önce istemek gerekir; eyleyebilmek için önce istemelisiniz. <br />
<br />
İstediğinizi eyleyebilmek için, istemek yetmez; eyleyebilecek güce de sahip olmalısınız.. <br />
<br />
İrade ve kudret, bir fiilin olmazsa olmaz koşulu. Bunda kuşku yok! İsteğiniz ve gücünüz yoksa eyleyemezsiniz çünkü. <br />
<br />
İstek gücü, güç ise eylemi meydana getirir. <br />
<br />
'İbadet' de &#8212;tıpkı 'âdet' gibi&#8212; bir nevi tekrardır. Bu iki tekrarlama işlemini birbirinden nasıl ayıracağız? Sözgelimi sürekli yemeklerden önce &#8220;el yıkamak&#8221; ile namazlardan önce &#8220;abdest almak&#8221; arasındaki ayrımı mümkün kılan ölçüt nedir? <br />
<br />
Eskiler, 'ibadet' ile 'âdet'i birbirinden ayırmak için zorunlu bir şartın varlığına işaret etmişler: 'niyet'. <br />
<br />
Yani eyleme bir şuurun, bir bilincin eşlik etmesi. <br />
<br />
İbadet'i âdet'ten ayıran işte bu yönüdür; bilinçli yapılıyorsa, eyleme bir bilinç eşlik ediyorsa ancak, tekrarlanan o eylem 'ibadet' vasfını kazanır. <br />
<br />
Niyete hareket, hareket değildir; meyldir sadece, temayüldür. Hareketin anlamı, hareketin kendisinde değil, harekete geçiren sebepte, yani amaçtadır. Amacını bilmediğiniz bir harekete anlam veremezsiniz. <br />
<br />
Bir eyleme anlam verebiliyorsak, bu, o eylemin amacını, yani eylem sahibinin niyetini kestirebiliyor oluşumuzd <br />
and <br />
ır. Kestiremeseydik, anlam da veremezdik. <br />
<br />
Bâyezid-i Bistamî &#8220;Yıllarca durmadan, usanmadan insanları Allah'a davet ettim&#8221; demiş; &#8220;nice zaman sonra arkamı dönüp baktım. Bir de ne göreyim, hepsi beni geçmiş!&#8221; <br />
<br />
*** <br />
<br />
Kalbin secdesi, &#8220;âzaların secdesi&#8221; gibi değildir. İnsanın âzaları, yüzü ve elleri secdeye gider. Burası açık. Fakat âzalar secdeye gittiği gibi secdeden gelir de. Yani insan ne kadar secdeye kapanıyorsa, o kadar da secdeden kalkar. Kalkmayacak olduğunu bilen kaç kişi secdeye gider? <br />
<br />
Azalar kalkabildikleri sürece secdeye kapanırlar. Kalp ise kalkmamak için ve kalkmamak niyetiyle secde eder. Bir kere secdeye kapanmaya görsün, bir daha kalkmaz, kalkmayı istemez, beceremez de zaten. <br />
<br />
Ey talib, asıl marifet kalbin secdesidir; âzaların secdesinden maksad da kalbi secdeye davettir. Sen bak bakalım, kalbin hiç secde ediyor mu? <br />
<br />
&#8220;Nedir secde?&#8221; diye soruyorsun. <br />
<br />
Bir kere daha söyleyeyim: Secde hiç olmaktır, hiçleşmektir. Hiçleşmek ise, aslâ bir daha kalkamayacağın bir biçimde yüz sürmektir toprağa! <br />
<br />
Sen bu secdenin izini, alınlarda değil, kalplerde ara! Eğer bir kalpte bu türden bir secdenin izini buluyorsan, hiç tereddüt etme, yüz süreceğin toprağı bulmuşsun demektir. <br />
<br />
O hâldeyken bırak kalbin o kalbe secde etsin![/CENTER]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[CENTER]Bir hakikat talibi, irfan yolunda yürümeye azmettiği ilk günlerde, rüyasında &#8220;kalbini secde ederken&#8221; görmüş. Şaşırmış tabii. Hayretler içinde kalbinin secdeden kalkmasını beklemiş, beklemiş, beklemiş. Fakat kalbi bir türlü secdeden kalkmak bilmemiş. Ne yapacağını şaşırmış, kan ter içerisinde rüyasından uyanıvermiş. <br />
<br />
Çevresinde ne kadar tanıdığı bildiği, güvendiği zat varsa, huzurlarına gidip kendilerinden bu rüyayı tabir etmelerini istemiş. Fakat kimse rüyasını tabir etmemiş. Çünkü bu zatlar, bizzat tecrübe etmedikleri bir hadiseyi (kendilerinin görmekten mahrum oldukları bir rüyayı) yorumlamayı hiç de edeble mütenasib bulmamışlar. <br />
<br />
Derken, içlerinden biri, &#8220;Filan şehirde bir zat var, onun yanına git, belki o sana yardımcı olur&#8221; diye nasihatta bulunmuş. O da üşenmeyip o şehre gitmiş. Selâm verip huzura çıkınca, zihnini meşgul eden malum soruyu biraz dolaylı olarak sormuş: <br />
<br />
&#8212; &#8220;Efendim!&#8221; demiş, &#8220;Kalp secde eder mi?&#8221; <br />
<br />
Şeyh efendi tebessüm edip kendisine şu cevabı vermiş: <br />
<br />
&#8212; &#8220;Elbette eder; hem de ebediyete kadar!&#8221; <br />
<br />
Bu cevap üzerine, Şeyh efendinin, düşünün kendisine düştüğü kimselerden olduğunu anlayıp bir daha o zatın yanından ayrılmamış. <br />
<br />
*** <br />
<br />
Eylemek için önce istemek gerekir; eyleyebilmek için önce istemelisiniz. <br />
<br />
İstediğinizi eyleyebilmek için, istemek yetmez; eyleyebilecek güce de sahip olmalısınız.. <br />
<br />
İrade ve kudret, bir fiilin olmazsa olmaz koşulu. Bunda kuşku yok! İsteğiniz ve gücünüz yoksa eyleyemezsiniz çünkü. <br />
<br />
İstek gücü, güç ise eylemi meydana getirir. <br />
<br />
'İbadet' de &#8212;tıpkı 'âdet' gibi&#8212; bir nevi tekrardır. Bu iki tekrarlama işlemini birbirinden nasıl ayıracağız? Sözgelimi sürekli yemeklerden önce &#8220;el yıkamak&#8221; ile namazlardan önce &#8220;abdest almak&#8221; arasındaki ayrımı mümkün kılan ölçüt nedir? <br />
<br />
Eskiler, 'ibadet' ile 'âdet'i birbirinden ayırmak için zorunlu bir şartın varlığına işaret etmişler: 'niyet'. <br />
<br />
Yani eyleme bir şuurun, bir bilincin eşlik etmesi. <br />
<br />
İbadet'i âdet'ten ayıran işte bu yönüdür; bilinçli yapılıyorsa, eyleme bir bilinç eşlik ediyorsa ancak, tekrarlanan o eylem 'ibadet' vasfını kazanır. <br />
<br />
Niyete hareket, hareket değildir; meyldir sadece, temayüldür. Hareketin anlamı, hareketin kendisinde değil, harekete geçiren sebepte, yani amaçtadır. Amacını bilmediğiniz bir harekete anlam veremezsiniz. <br />
<br />
Bir eyleme anlam verebiliyorsak, bu, o eylemin amacını, yani eylem sahibinin niyetini kestirebiliyor oluşumuzd <br />
and <br />
ır. Kestiremeseydik, anlam da veremezdik. <br />
<br />
Bâyezid-i Bistamî &#8220;Yıllarca durmadan, usanmadan insanları Allah'a davet ettim&#8221; demiş; &#8220;nice zaman sonra arkamı dönüp baktım. Bir de ne göreyim, hepsi beni geçmiş!&#8221; <br />
<br />
*** <br />
<br />
Kalbin secdesi, &#8220;âzaların secdesi&#8221; gibi değildir. İnsanın âzaları, yüzü ve elleri secdeye gider. Burası açık. Fakat âzalar secdeye gittiği gibi secdeden gelir de. Yani insan ne kadar secdeye kapanıyorsa, o kadar da secdeden kalkar. Kalkmayacak olduğunu bilen kaç kişi secdeye gider? <br />
<br />
Azalar kalkabildikleri sürece secdeye kapanırlar. Kalp ise kalkmamak için ve kalkmamak niyetiyle secde eder. Bir kere secdeye kapanmaya görsün, bir daha kalkmaz, kalkmayı istemez, beceremez de zaten. <br />
<br />
Ey talib, asıl marifet kalbin secdesidir; âzaların secdesinden maksad da kalbi secdeye davettir. Sen bak bakalım, kalbin hiç secde ediyor mu? <br />
<br />
&#8220;Nedir secde?&#8221; diye soruyorsun. <br />
<br />
Bir kere daha söyleyeyim: Secde hiç olmaktır, hiçleşmektir. Hiçleşmek ise, aslâ bir daha kalkamayacağın bir biçimde yüz sürmektir toprağa! <br />
<br />
Sen bu secdenin izini, alınlarda değil, kalplerde ara! Eğer bir kalpte bu türden bir secdenin izini buluyorsan, hiç tereddüt etme, yüz süreceğin toprağı bulmuşsun demektir. <br />
<br />
O hâldeyken bırak kalbin o kalbe secde etsin![/CENTER]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ELİF DEMEK...]]></title>
			<link>http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3807</link>
			<pubDate>Sat, 06 Sep 2008 12:56:45 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sirfm.net/forum//showthread.php?tid=3807</guid>
			<description><![CDATA[<br />
Kur'an okumaya ilk başladığında Elif, be, te, se,... diye başlıyoruz. Peki ne anlam ifade ediyor bu ELif. Daha çocukken bize ilk öğrettikleri;Allah kaç sorusunun cevabı. İşaret parmağı kaldırılır ve Bir denirdi. O Bir Elif'e benziyordu. Ve ALLAH lafzındaki ilk harf Elif'di... <br />
<br />
<br />
<br />
Boşa olmamalı idi bu Elif. Bir şeyler anlatmalı bir mesaj vermeli idi bu Elif. <br />
<br />
<br />
<br />
Elif'in duruşu herşeyi ifade ediyordu benim için. Dik ve dosdoğru duruyordu. Ve bunu simgeliyordu.Herşeye başlarken bu mesajı veriyordu."Bu yol doğruluk ve boyun eğmeme dik durma yoludur" diyordu. Baş eğmemeyi gerektiriyordu ve bunu daha ilk derste bana anlatıyordu. <br />
<br />
<br />
<br />
Müşriklerin ve gayrı müslimlerin söylemlerine ve dalga geçmelerine karşı başım dik çünkü ben müslümanım demeyi gerektiriyordu. <br />
<br />
<br />
<br />
Ebu Zer (r.a.) gibi öldürülesiye dövülsem bile davamda, karşınızda dimdik duruyorum diyebilmekti Elif <br />
<br />
<br />
<br />
Tüm sistemlere karşı kıyama kalkmayı ve kıyamda durmayı gösteriyor ve emrediyordu Elif. <br />
<br />
<br />
<br />
Tağuti sistemler ne derlerse desinler karşınızda dimdik duruyorum boyun eğmiyorum diyebilmeyi anlatıyordu Elif. <br />
<br />
<br />
<br />
Elif demek zulme karşı kıyama kalkmak baş kaldırmaktı. <br />
<br />
<br />
<br />
Elif demek doğruluk demekti. Söze yalan katmamaktı. işe hile katmamaktı. <br />
<br />
<br />
<br />
Elif demek, dik durmaktı ama Allah'ın emri geldiği vakit, Dal gibi ruku, Mim gibi secdeye kapanmaktı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
Kur'an okumaya ilk başladığında Elif, be, te, se,... diye başlıyoruz. Peki ne anlam ifade ediyor bu ELif. Daha çocukken bize ilk öğrettikleri;Allah kaç sorusunun cevabı. İşaret parmağı kaldırılır ve Bir denirdi. O Bir Elif'e benziyordu. Ve ALLAH lafzındaki ilk harf Elif'di... <br />
<br />
<br />
<br />
Boşa olmamalı idi bu Elif. Bir şeyler anlatmalı bir mesaj vermeli idi bu Elif. <br />
<br />
<br />
<br />
Elif'in duruşu herşeyi ifade ediyordu benim için. Dik ve dosdoğru duruyordu. Ve bunu simgeliyordu.Herşeye başlarken bu mesajı veriyordu."Bu yol doğruluk ve boyun eğmeme dik durma yoludur" diyordu. Baş eğmemeyi gerektiriyordu ve bunu daha ilk derste bana anlatıyordu. <br />
<br />
<br />
<br />
Müşriklerin ve gayrı müslimlerin söylemlerine ve dalga geçmelerine karşı başım dik çünkü ben müslümanım demeyi gerektiriyordu. <br />
<br />
<br />
<br />
Ebu Zer (r.a.) gibi öldürülesiye dövülsem bile davamda, karşınızda dimdik duruyorum diyebilmekti Elif <br />
<br />
<br />
<br />
Tüm sistemlere karşı kıyama kalkmayı ve kıyamda durmayı gösteriyor ve emrediyordu Elif. <br />
<br />
<br />
<br />
Tağuti sistemler ne derlerse desinler karşınızda dimdik duruyorum boyun eğmiyorum diyebilmeyi anlatıyordu Elif. <br />
<br />
<br />
<br />
Elif demek zulme karşı kıyama kalkmak baş kaldırmaktı. <br />
<br />
<br />
<br />
Elif demek doğruluk demekti. Söze yalan katmamaktı. işe hile katmamaktı. <br />
<br />
<br />
<br />
Elif demek, dik durmaktı ama Allah'ın emri geldiği vakit, Dal gibi ruku, Mim gibi secdeye kapanmaktı...]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>