SirFm

Tam Versiyon: Ülkemizde siyasi yasak ve propaganda...
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.

mccetinmc

Nasıl propaganda yapacak?
Yüksek Seçim Kurulu'nun son verdiği bir kararla şöyle belirledi. Diyor ki, 'Sözü edilen kuruluş kararında açıklandığı üzere sadece siyasi bir partinin veya adayın lehinde ve aleyhinde veya vatandaşın oyunu etkileyecek haber, haber yorum, reklam veya paralı propaganda gibi yayınlar yasak kapsamında sayıldığından...'
Zaten propaganda vatandaşın oyunu etkilemek amacıyla yapılmaz mı?
Yalnız etkilemeyi değil. Haber yorumu. Etkileyici anlamda haber yorumunu yasaklıyor.
Amaç seçimlerden önce vatandaşı etkileyerek oy almak değil midir?
Amaç siyasi partilerinin kendilerinin yapacağı etkileme ve propaganda.
Bir televizyon kanalı seçime girecek bir siyasi parti ile ilgili olarak çok büyük bir yolsuzluk belirledi, seçimlerden birkaç gün önce yayınlamayacak mı vatandaşın oyunu etkilememek için?
Bu haber tabii ki yayımlanacak. Esas olarak yorumu yasaklıyor. Siyasi partilerin seçim programlarını açıklayıcı mahiyetteki konuşmaları serbesttir. Yorum yapılmaksızın yayınlanması ya da haber olarak verilmesi yayın yasağı kapsamında bulunmamaktadır.
Yazılı basını da kapsıyor mu bu yasak?
Hayır. Yalnız radyo ve televizyonu. Yazılı basını da kapsayan kısmı anketler, mini referandumlar gibi. Amaç, kamu kurum ve kuruluşlarının ve kamu hizmeti yapanların partilerin karşısında eşit ve tarafsız olmalarını sağlamaktır. Aslında Seçim Kanunu ilk yapıldığı zaman 1961 Anayasası'nın getirdiği geniş özgürlükçü anlayışın ve demokratik anlayışın bir ürünüdür. Daha sonra yapılan düzenlemeler ve değiştirmeler bu sistemi zaman zaman bozmuştur, daraltmıştır.
Afiş yapıştırmanın yasak olması makul mü?
Yasa ilk yapıldığı dönemde propaganda olabildiğince serbestti. Yazılı, görsel olanaklar ve açık hava toplantıları, kapalı salon toplantıları alabildiğince serbest bırakılmıştır. Bugün afiş yapıştırmak yasak. Şehirleri kirletiyor ve çirkinleştiriyor diye.
Şimdi açık hava toplantılarının yapılması mülki amirlerin iznine bağlı değil mi?
Hayır, yine son on günde il seçim kurullarının belirleyeceği yerlerde açık hava toplantısı yapmak serbest. Yalnız tabii zamanla biraz da idarenin yönlendirmesiyle şehrin uzak, tenha, sapa yerlerini miting alanı olarak gösterilmeye başlandı ki cazibesini kaybetti. Ankara'da bir ara Kasalar'ı veriyorlardı. Ben Ankaralıyım, Kasalar mevkiini bu vesile ile öğrendim. Kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdi. Ve çamurdu.
Kapalı salon toplantıları izne bağlı mı?
10 günlük süre dışında 2911 sayılı toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na tabi. Biliyorsunuz toplantı ve gösteri yürüyüşleri özgürlüğü bir kanunla düzenlenmiş. O kanun toplantıların ve gösterilerin nasıl yapılacağını ve hangi makamdan izin alınacağını göstermiştir. Propaganda dönemi dışında son on gün vilayetten izin alarak propaganda ve siyasi çalışma yapılabilir.
Devlet izin verirse siyasi partiler propaganda yapıyorlar yani...
Vilayet izin verirse. Genellikle vilayetin izin vermemesine pek sıkıntı çekmiyor partilerimiz. Yani o toleransı ve o anlayışı gösteriyorlar.
Partilerin seçim bürosu açması da yasak...
1982 Anayasası'na uygun düzenlenen Siyasi Partiler Kanunu, seçim kanunları biraz da totaliter bir zihniyetin izlerini taşımaktadır. Siyasi partileri çok üniform yapmıştır. Siyasi partiler için ilçe, il, genel merkez örgütlerini düşünmüştür, onun dışında başka örgütlenmeler yasaktır demiştir. 1987 seçimleri öncesinde yapılan değişiklikler beldelerde de örgüt kurulabilir demiştir. Ama kanun diyor ki bir parti bir yerde bir tek örgüt kurabilir ve bir merkez ve bir lokal kullanabilir. Yani bir ilçede bir siyasi parti bir ilçe merkezi açabilir. Ama adaylar kendilerine seçim büroları kurabilirler.
Ama bu da çok parası olan adayla, az parası olan aday arasında eşitsizlik yaratmıyor mu?
Tabii tabii haklısınız. Bir aday düşünebilir misiniz? Seçim bürosu açamam, onu da yapamam, bunu da yapamam. Hatta afiş asamam, bayrak asamam. Seçimi kaybetmeye mahkûm etmiş olursunuz. Seçmenle olan ilişkiniz, iletişiminiz yok olur. Yani adaylık sadece oy pusulasında yazılı olan isimden ibaret kalır. Bir aday düşünün memurluktan istifa etmiş gelmiş. Listede seçilebilecek bir yere gelmiş oturmuş. Şimdi nerede çalışacak?
TRT'de siyasi partilere propaganda için belli bir süre tanınıyor. En uzun süreyi iktidar partisi kullanıyor, diğerleri daha az.
Evvelden devlet radyo ve televizyonlarında yapılan tanıtma ve propaganda konuşmalarında mutlak eşitlik vardı. Bütün partilere aynı. İlk gün 20 dakika, diğer günler 10'ar dakika zaman veriliyordu. Anavatan Partisi'nin iktidarında bunlar değiştirildi. İlk birkaç gün bütün partilere 10'ar dakika verildi. Sonra Meclis'te grubu bulunan, iktidar ortağı olan, ana muhalafet partisi olan partilere ek süreler verildi.

Eşitlik açısından problem yok mu?
Tabii bu eşitlik değil. Önceden mutlak eşitlik vardı. Turgut Özal herhalde, eşit olmayanlar arasında mutlak eşitlik adaletsizlik olur diye düşündü. Yeter sayısı da vardı. Sonradan değiştirilmedi bu yasa.
Özel televizyonlar bu düzenlemeden muaf mı?
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.yasa ile bu görevi üstleniyor. Bunun düzenlemesini de Yüksek Seçim Kurulu ile Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.birlikte yapıyor. Kurayı birlikte çekiyorlar, partileri birlikte sıralıyorlar. Özel televizyonların bir tek imkân var eğer TRT'nin düzenine gireceğiz derlerse, Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.ile paralel yayın yapabiliyorlar. Yani ben falan partininkini yayınlarım öteki partilerinkini yayınlamam diyemiyor.
Eşitlik ilkesini gözeten tek şey galiba paralı propagandanın yasaklanması...
1987'de 298 sayılı yasada yapılan bir değişiklik ile paralı propaganda imkânı kondu. Turgut Özal'ın ruhu şad olsun. Turgut Özal bu eşitlik ilkesini pek içine sindiremiyordu. Ve paralı propaganda imkânı getirdi 3330 sayılı kanunla. 1987 yılında Anayasa Mahkemesi, eşitlik ilkesine aykırı olduğu için bunu bozdu.
Ama bu eşitlik ilkesi en başta Meclis'teki partilere milletvekilleri oranında para yardımı yapılmasıyla bozuluyor. Baraja takılıp Meclis'e giremeyen partiler bu yardımdan yararlanamıyor?
O temsil edilme esasına göre verilen bir yardım. Yalnız propaganda için verilen para değil. Tabii para çok önemli propaganda da. Ama siyasi partilerin seçmenden aldıkları desteğe göre kamu kaynaklarından pay almaları...
Bu desteği alabilmeleri için propaganda yapmaları, bunu yapmaları için de para gerekiyor biliyorsunuz. Meclis'te bulunmayan partilere bu şans tanınmıyor.
Yani eğer Hazine yardımı yapılacaksa bütün partilere belli bir oranda yardım yapılması uygundur. Çünkü siyasi partilerin yaptıkları hizmet ve çalışma kamuyu ilgilendirir. Yani en azından temelde bir değişiklik olması gerekir. Onun üstüne belki bazı artırıcı ölçüler kullanılabilir.
Bugün dünyada temsili demokrasi bile sorgulanıyorken, Türkiye'de seçim esaslarını düzenleyen bu yasaların demokratik olduğunu söylemek mümkün mü?
Şimdi şunu kabul etmek gerekir ki 298 sayılı kanun, 2839 sayılı kanun yani Milletvekili Seçimi Kanunu, 2972 sayılı Yerel Yönetimler Seçimi Kanunu ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu mutlaka yeniden ve topluca elden geçerilmelidir. Temelinde 1982 Anayasası'nı yapan danışma kurulunun ve Milli Güvenlik Konseyi'nin anlayışı vardır. Biraz fazla otoriter ve totaliter bir anlayışın ürünüdür. Çok sık ve birbirinden farklı anlayışlara göre değişiklikler geçirdiği için sistematiği tamamen bozulmuştur. Demokrasilerde esas olan özgürlük ve eşitlik olduğuna göre buna göre yapılmış bir siyasi partiler kanunu ve seçimlerin temel hükümlerine ilişkin kanun olması gerekir. Ancak sonradan yapılan düzenlemelerle tamamen sistematiği bozulmuş bir mevzuat var karşımızda.
Bir de seçim dönemlerinde polisin çeşitli nedenlerle partilere müdahale etmesinin önüne geçecek bir düzenleme var mı?
Propaganda dönemi başlamadığı için, seçim döneminde bazı şeyler 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na göre yapılıyor. Tabii idare ve mülki amirlerinin de tutum ve anlayışına bağlı. Seçim dönemindeyiz, artık bu dönemde çok büyük çok önemli kamuyu tehdit edecek suçlar olmaması koşuluyla propaganda ve seçim çalışması yapma özgürlüğüne müsaade edilmeli. Anayasaya göre beş yılda bir yapılıyor seçimler. Beş yılda bir de bu kadarcık bir özgürlük suiistimaline müsaade etmek, göz yummak gerekir. Hem demokrasiden söz edeceğiz, hem de her şeyi zapturapt altına alacağız, doğru değil.
Referans URL